Sırdaş 5. Bölüm: Abdülhamid Han Ve Robot Teknolojisi

Sırdaş 5. Bölüm: Abdülhamid Han Ve Robot Teknolojisi

Japonya bugünkü robot teknolojisini Abdülhamid Han'ın hediye ettiği ' Alamet' isimli robota mı borçlu? Alamet'i yapan 7 ustanın SEİKO Saatleri ile bağlantısı ne? Oktan Keleş SIRDAŞ Yazı dizisi ile yine tarihi belgelerle anlatıyor.


4 Haziran 2009 20:59
font boyutu küçülsün büyüsün


Abdülhamid Han ve Robot Teknolojisi

Günlükten:

II. Abdülhamid Han'ın yaptırmış olduğu 'Alâmet' isimli robot, dünyada ezan okuyan ilk saat olma özelliğine sahiptir. Sultan, bu muhteşem özelliklere sahip saati, Japonya'ya göndermiştir. Muhtemel ki Japonlar, bugünkü robot teknolojilerini, semâ yapan, ezan okuyan bu saatten almışlardır.

*       *          *

Beylerbeyi Sarayı’nda bulunan Hakan-ı Sabık’ı iki eski dostu hiç yalnız bırakmıyordu. Her ne kadar Muhafız Kumandanı Rasim Bey zaman zaman zorluk gösterse de, hiçbir zaman kapıdan geri döndürmemişti onları.  Bir gün yine, Boğaz’ın nazlı dalgaları arasından süzülen çatana Beylerbeyi’nin küçük iskelesine yanaşmıştı. Sırdaş ve Derviş bir akşam vakti Sultan’ı ziyarete gelmişlerdi. Sultan, çok önem verdiği bu misafirleri için yemek hazırlatmıştı.

Sultan’ın misafirleri için hazırlattığı yemek yendikten sonra, tatlıcıbaşı Raşid Ağa’nın yaptığı ‘yedi kardeş’ tatlısından yenilmişti.

Sultan, Kahvecibaşı Ali Efendi’yi yanına çağırarak, “kendisi için yarım bardak maden suyuna karıştırılmış süt, misafirleri için de kahve” getirilmesini istedi. Ali Efendi elinde tepsi ile içeri girerken, Sultan’ın kedisi Pamuk da kapı aralığından içeri girmiş, doğruca Sultan’ın kucağına atlamıştı. Sultan kedisinin tüylerini okşarken Sırdaş’a defteri açıp okuması için işaret etti.

*

“1887 yılında Japon İmparatoru'nun yeğeni Prens Komatsu, bir savaş gemisiyle İstanbul'a gelmişti. Abdülhamid Han'a birtakım hediyeler takdim edilmiş ve Sultan ile görüşmelerde bulunulmuştu.

1889 yılında ise Japon İmparatoru Meiji, İstanbul'a özel elçiler yollamıştı. Bu elçilerle birlikte Sultan Abdülhamid Han'a özel hediyeler ve bir de özel bir mektup göndermişti. Gönderilen bu hediyeler içerisinde Japonya'nın en büyük nişanı olan, Büyük Krizantem Nişanı da vardı. Bu nişan, Sultan Abdülhamid Han'a takdim edilmiştir. Özel mektupta ise Japon İmparatoru, Abdülhamid Han'dan; ‘İslâm dini, ilim ve teknolojik gelişmeler, vakıflar, hayır kurumları vs. konuları ile ilgili olarak kendilerine Japonca veya Fransızca olarak bilgiler’ gönderilmesini rica etmişti.

II. Abdülhamid Han, konuyu Şeyhülislam Cemâleddin Efendi'ye açmıştı. Osmanlı'nın bilgi ve teknolojisi hakkında bilgi isteyen, deniz aşırı bir ülkeye, eli boş elçiler gönderilemezdi. İlk etapta tezhipli bir Kur’ân-ı Kerim ve daha birçok hediye, elçilerle Japon İmparatoru'na gönderilir. Diğer istenen bilgiler için de süre istenir.

Bu süre zarfında Sultan Abdülhamid Han, Yenikapı Mevlevihânesi saat sanatkârı Musa Dede'yi Huzur'a çağırtır. Musa Dede, saat mekâniğini çok iyi bilen bir zattır. Sultan, Musa Dede'ye "çok iyi bir ekip kurarak, daha önce hiç yapılmamış, eşi benzeri olmayan, teknolojik bir saat yapmasını" ferman buyurur. Bu ferman üzerine Musa Dede, yedi kişilik bir ekip kurarak çalışmalara başlar. "Daha önce hiç yapılmamış, dengi olmayan nasıl bir saat yapmalı?" diye derin düşüncelere dalar…

Birkaç gün sonra, Sultan Abdülhamid Han, çalışmalar hakkında bilgi almak için Musa Dede'yi huzura çağırtır. Musa Dede ve ekibinin çizdikleri projeleri inceler, ancak bunlardan tatmin olmaz. Çünkü Musa Dede'nin getirdiği çizimler, klasik saat örneklerinin değişik versiyonlarıdır. O zaman huzurda bulunan Derviş Dede'ye fikri sorulur. Derviş, kâğıttaki çizimleri inceler ve şöyle der:

-Sultanım, bu saat semâzen şeklinde olsun. Her saat başı, kollarını açıp semâ etsin ve gong çalsın.

Sultan Abdülhamid Han projeyi eline alır, dikkatlice inceler, tefekküre dalar ve dâhiyâne şu fikri söyler:

-Hayır gong çalmasın! Ezan okusun. Öyle bir tertip yapın ki, saat başı ezan okusun, der.

Kâğıda birkaç ayrıntı çizerek Musa Dede'ye verir. Musa Dede, "Ferman Sultan’ımındır" diyerek düşünceli bir şekilde huzurdan ayrılır.

Guguklu, gonglu ve değişik melodili saatler mevcuttur. Bunlar; körük ve mekânik düzenlerle halledilebilmektedir. Ama ezan sesi, insan sesidir. Bu nasıl yapılabilir? Sultan'a, “Efendim bu nasıl olur?” demeden huzurdan çıkmıştır. Musa Dede, bu düşüncelerde sahafları dolaşırken, Fakir Dede'ye rastlar. Fakir Dede Melâmi Mevlevî meşrep bir zattır. Musa Dede, konuyu gizlice Fakir Dede'ye açar. Fakir Dede, Musa Dede'yi neşeye boğan şu bilgileri verir: ‘Frenk icadı gramofondan ilham alınabilir.’ Edison 1877 yılında fonograf cihazını bulmuştu. Fakir Dede, ses kaydı yapan bu cihazı önerir. Gramofonun 1887 yılının 20 Eylül’ünde Emil Berliner tarafından patenti alınmıştı. Yani ezan okuyan saat yapmak mümkündü.

Hemen çalışmalara başlandı. Kısa bir süre sonra, semâzen şeklinde, normal bir insan boyuna yakın, saatli bir robot yapıldı. Robotun özellikleri şu şekilde idi: Kaideye oturtulmuş gövdesi saat başı semâ ediyor, bu esnada kollarını açıyor, gümüş levhalardan yapılmış etekleri açılıyor ve aynı anda ezan okuyordu. Etek kısmının üstündeki mazgallardan ezan sesi geliyordu. Öyle bir mekânizma kurulmuştu ki, tüm bunları yaparken yarım metre yürüyor, etrafında dönüyor ve ezan bitince de tekrar yarım metre geri giderek eski yerine dönüyor, kollarını ve eteklerini indiriyordu. Robotun tamamı gümüş ve altın kaplamadan yapılmıştı. Robotun arka kısmında kurma yeri mevcuttu ve yedi günde bir kuruluyordu.


 

 Oktan Keleş Özel Arşivi


  Robotu Sultan Abdülhamid Han'a gösterdiklerinde, Sultan çok beğenmiş ve biraz da şaşkınlıkla:

-Bunun ismi Alâmet olsun. Bu tam bir Alâmet, demişti.

Alâmet'in gövdesinin boyun kısmına yakın yerinde altın işlemeli ay-yıldız, eteğindeki mazgalların altında ise Osmanlı Devlet Arması bulunuyordu. Sağ kolunun altında ise, bu projede yer alan ustaların baş harfleri yer almıştı.

Sultan Abdülhamid Han asrın harikası, sanat ve teknoloji eseri olan, ezan okuyan bu robotu, Ertuğrul Fırkateyni ile Japon İmparatoru'na özel bir mektup, nişanlar ve başka hediyelerle birlikte göndermişti.

Fırkateynin kafile başkanı Albay Osman Bey, gemi komutanı ise Yarbay Ali Bey'di. Temmuz 1889 yılında İstanbul'dan yola çıkan gemi, 7 Haziran 1890 tarihinde Japonya'nın Yokohoma limanına varmış ve Japon hanedanınca görkemli bir tören ile karşılanmıştır.

*          *          *

Günlükten:

Şimdi, bu Alâmet isimli ezan okuyan saatin varlığı bugüne kadar niye bilinmedi? Japon elçiler İstanbul'a gelip, Sultan Abdülhamid Han'a Japonya'nın en büyük nişanı olan Krizantem'i verdiklerinde, mukabiliyet esasına göre, kendilerine Abdülhamid Han'ın da, Osmanlı Devlet'i adına Japon İmparatoru'na bir nişan verip vermeyeceği sorulur. Bunun üzerine Ertuğrul Fırkateyni ile Osmanlı Özel Nişanı ve yanında diğer hediye ve nişanlar, Osman Bey tarafından Japon İmparatoru'na takdim edilir.

Tarih kitapları ve Osmanlı arşivlerinde bu olaylar belgelerle sabittir. Fakat bilinmeyen konu şudur: Peki Alâmet isimli, ezan okuyan, saatli robottan neden hiç söz edilmez?! Bu işin sırrı da şudur: Belgelerde "Osmanlı nişanları, hediyelerle beraber Japon İmparatoru'na takdim edilmiştir." denilmiştir. Bu kısımlar Japonlara ait belgelerde ise şu şekilde mevcuttur: "Osmanlı Devleti adına, Sultan Abdülhamid Han'ın elçileri, Osmanlı nişan ve hediyelerini Japon İmparatoru'na sunmuşlardır." İşin püf noktası, Alâmet'ten bahsedilmemesinin sırrı burada saklıdır. Osmanlıca, “alâmet” demek nişan, işaret demektir. Yani alâmet kelimesinin Osmanlıca lügat karşılığı ‘nişan'dır. İşte sır budur. Alâmet’ten, nişanlar ve hediyeler olarak kayıtlarda bahsedildiğinden, Alâmet adeta kamufle olmuştur. Yani bilerek bir saklama yoktur. Bugüne kadar tarihin tozlu sayfalarında saklı kalmış bir hakikat Sırdaş’ın Kara Kaplı’ya kaydetmesi ile ilk defa gün yüzüne çıkmış oldu.

Fakat yine de akıllara bazı soru işaretleri gelebilir? Meselâ, Japonlar niye bu robot (Alâmet) gerçeğini ifşa etmemişlerdir? Bu soruya şöyle yanıt bulunabilir: O dönemlerde Japon Hanedanlığı karışıklıklar yaşıyordu. Saraylar ve bazı özel hediye mekânları yağmalandı, soyuldu. Alâmet o karışık dönemde, bu soygunlar esnasında birinin eline geçmiş olabilir. Seikosha saat fabrikası 1892 yılında kurulmuş, 1899 yılında ilk alarmlı saati piyasaya sürmüştür. 1881 yılında Kintaro Hattori tarafından Seiko Co limited şirketi kurulmuştur. Soru şudur: Acaba Alâmet bu saatlere ilham olmuş mudur? Acaba Alâmet'in üzerinde bulunan, 7 ustanın isimlerinin baş harfleri bir şeyler ifade ediyor muydu? Ezan okuyan saatlerin menşeinin Japonya olmasında acaba Alâmet'in ne kadar etkisi vardır? Bilinmez ama bilinen bir şey varsa o da; ilk ezan okuyan ve robot sayılabilecek saati dünyada ilk defa Sultan Abdülhamid Han sahneye çıkarmış olduğudur.

Alâmet'in tek resmi; Yıldız yağmasında muhtemelen yanmıştır. Deforme olmuş haliyle geride kalan parçasına baktığımızda; bu projede görev alan ustalardan biri elinde kurma kolu ile görülmekte, yanında ise Alâmet bulunmaktadır. Resmin üzerinde silinmiş Osmanlıca yazılar ve bir köşesinde silinmiş Japonca harfler yer almaktadır.

Şunun bilinmesinde fayda vardır ki robot teknolojisi çoğunun bildiği gibi, yeni bir teknoloji değildir. 1900’lü yılların başında yayınlanan Osmanlıca gazetelerin birinde, “robotları kullanarak dünyanın ele geçirilmeye çalışılacağı ve bu yönde çalışmaların olduğu” yazmaktadır.


 

 Oktan Keleş Özel Arşivi 


 

Oktan Keleş Özel Arşivi


 

Oktan Keleş Özel Arşivi 


İslâm bilginleri, robot diye tabir edilen çalışmaları asırlar önce yapmıştır. Fakat bilinen ve işlevi olan ilk robot Alâmet’tir. Robot terimi, önceden programlanmış komutları yerine getiren mekanik vs. cihaz demektir. Çok azı insana benzer.

 

Oktan Keleş








Bu haber 14,202 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (2)
  • Cemal / 4 Aralık 2014 22:58

    Guzel kurgu

    Ertugrul firkateyni, padisah hediyelerini "yokohoma"ya biraktiktan sonra, geri dönüş yolunda "kushimoto" aciklarinda talihsiz kaza sonucu batti. Buraya kadar eyv. Yenikapılı saatci musa dedeye ne olmuş? ve beraberinde 6 arkadaşına? Alametten sonra bir daha "saatli robot" yapmamaya yemin mi etmişer? Yoksa bu saat ustalarının basına talihsiz bir olay mı gelmiş? Birde su musa dedenin saatci dükkanı neredeymis? cok merak ettim.
  • a.ateş / 26 Temmuz 2013 16:23

    Oktan abi çok sağol






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar