Sırdaş 3. Bölüm:Abdülhamid Han Hareme Sızma Çabalarını Nasıl Engelledi?

Sırdaş 3. Bölüm:Abdülhamid Han Hareme Sızma Çabalarını Nasıl Engelledi?

Oktan Keleş Sırdaş adlı yazı dizisinde tarihin bilinmeyen yönlerini açıklamaya devam ediyor. Sırdaş'ın 3. Bölümü:


17 Nisan 2009 20:22
font boyutu küçülsün büyüsün


Sırdaş Kara Kaplı Defter'den bir kağıt daha çıkararak okumaya başladı:

 

Alınan kesin istihbarata göre; gizli mason cemiyetleri İngiltere'den İstanbul'a Benjamin Roce isimli Yahudi ipnotizmacıyı özel olarak getirmişlerdir. Bu ipnotizmacı yanında kendisi gibi ipnotizmacı, ispritizmacı ve sihirbaz talebelerde birlikte İstanbul'a gelmiştir. Bunların hepsi Müslümanların bulunduğu kıraathanelerde, sohbet yerlerinde, kendilerini doktor (hekim) olarak tanıtarak bir çok kişinin hastalığından ve zaafından yararlanarak;  tedavi ediyoruz diyerek, hipnoz ettikleri ve bu usulle İslami Osmanlı Ahalisi'nin zihinlerini yıkadıkları, Padişah Efendimize ve yüce Devletimize karşı isyana teşvik ettikleri tespit olunmuştur.

 

Hipnoza maruz kalan kişiler üzerinde yapılan tecrübeler bize şunu göstermiştir: Hipnoz o kadar etkili olmuştur ki, zavallı kurbanlarda sorgu halinde bile 'Hasan Sabah' etkisi izlenmiştir.  Bu hipnoza maruz kalan şahıslar, sorguda bile Padişah Efendimiz ve Devletimiz aleyhinde korkmadan ileri geri laflar etmişler, olumsuz propagandalar yapmışlardır.

 

Olayın daha vahimi ise; bu Yahudi hipnozcu ekibin, Devlet içine sızma ve Devlet kademelerindeki bazı üst düzey memur ve  ileri gelenlerle bir bahaneyle temasa geçmeleridir. Dahası halkın teveccüh gösterdiği ileri gelen bu eşraflarla ipnotizmacı ekibin aynı usul ve metotlarla korkusuz bir şekilde temasa geçmeleri düşündürücüdür.

 

Bu vahim hadiselerin, yaklaşık altı aydır devam ettiği anlaşılmıştır. Gelişen bu yeni hadiseler üzerine, İstanbul Mevlevi Haneleri'nden Yeni Kapı Mevlevi'si bir derviş, uzman olarak Yıldız'a çağrılmış, bu gelişen olaylar hakkında istişarelerde bulunulmuştur. Bu dervişin lâkabı ve ismi; Neyzen Nayi Ömer'dir.

Bu derviş, ömrünün bir bölümünü, Efendimiz Abdülhamid Han'ın emri ve mali desteğiyle Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, özellikle de İngiltere'de; hipnoz, manyetizma ve mistik ilimleri öğrenmek için geçirmişti. Kendisiyle istişare sonunda hadisenin vahameti ortaya çıkınca Hakanımızın Fermanı ile tedbir almak üzere bir ekip kurulmuş ve bu hadisedeki unsurlar etkisiz hale getirilmiştir.

 

Fakat gizli mason cemiyetleri yılmıyor faaliyetlerine devam ediyorlar. Mevlevi Nayi Ömer Derviş başkanlığındaki özel  ekibimiz,  sorunla ilgili olarak çalışıyor ve gelişmelerden bizzat Sultan Abdülhamid'i haberdar kılıyorlardı.

 

Yapılan bu mücadele Osmanlı Devleti için çok önemliydi. Karşımızdaki sorun  İstanbul başta olmak üzere; Balkanlar, Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasındaki ahalinin ipnotizma ile beyinlerini yıkamayı amaçlayan yeni bir faaliyet alanıydı. Bu faaliyetler sonucunda mülk-ü Osmanide hurafeler yayılıyordu ki; bunlar, ahalinin İslami inancında derin şüphelere neden olabiliyordu. İşte Abdülhamid Han'ın gazetelere sansür uygulamasının nedenlerinden biri bu hurafe haberleriydi.

 

Şimdi bu anlatılanlar çerçevesinde bazı belge niteliğinde bilgiler sunacağız. Aslında bu gizli mason cemiyetlerinin faaliyetleri gizli değildi. Osmanlı arşivlerinde belgesi bulunan bir örnek, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

 

Devir Abdülmecit devri. Tıbbiyeye ilk getirilen manyetizmacı, hipnotizmacı ve anatomi (teşrih) hocası Avusturyalı Yahudi asıllı Dr. Spitzer, Padişahın tüm güvenini kazanmış, özel hekimliğine kadar yükselmişti. Bu güven kaynaklarda şöyle anlatılmaktadır: "Abdülmecit bu hekime çok güveniyordu. Öyle ki, güya Abdülmecit'e suikast tertip etmek isteyenler öncelikle Dr. Spitzer'i Saray'dan uzaklaştırıp, emellerini sonra gerçekleştireceklerdi."

 

Tanzimat sonrası Dr.Spitzer anılarını yazmış ve kitap olarak yayınlamıştır. Bu kitapta, "Spitzer'in Padişahın huzurunda manyetizma tecrübeleri yaptığı, Padişahın hasta olan eşini muayene için Harem'e girdiği vs." anlatılmaktadır.

 

Burada Dr.Spitzer Harem'e giren ilk yabancı doktor unvanını alacaktı. Spitzer, anılarının devamında; "Nasıl Harem'e girdiğini, hasta olan Sultan'ın ne kadar güzel bir hanım olduğunu, Sultan'ın elini tutup tedavi yapmaya başladığını" en ince ayrıntılarına kadar anlatmaktadır.

 

Dr. Spitzer,  Enderunlu Arif ve Mabeyinci Mehmet Bey hakkında da şunları anlatmaktadır: " Padişahın huyunu çok iyi öğrenmiştim. Manyetizma ile ilgili anlattıklarım Padişahı oldukça etkilemişti. Bir gün, Padişaha; ' Size medyumluk vazifesini yapabilecek birisini tespit ettim' diyerek Enderunlu Arif'i çağırtmış ve Onun yaptığı hipnozu ve medyumluğu Padişah hayretler içersinde izlemişti."

 

Dr. Spitzer'in  bu anıları; Aylık Tarih Mecmuası olan 'Tarih Konuşuyor' isimli derginin Şubat 1965 tarihli 13. sayısında başlayıp  daha sonraki sayılarında devam eden yazı dizisi olarak yayınlanmıştır.

 

Öyle ki, anılarda; Padişahın yapılan bu gösterilerden çok etkilendiğini ve şöyle dediği anlatılmaktadır: "İnsanların kalbinden geçeni ve olayların iç yüzünü bu metotlarla bilmek ne saadet" diyordu. Ayrıca Fransa Kralı Lui Filip'inde bu ipnotizmacıları kullandığı bu anılarda yer almaktadır. (Bu yazı dizisinin tamamı arşivimizde bulunmaktadır.)

 

Sansürcü olarak tanıtılmak istenen II.Abdülhamid'in bir endişesi de; 'hurafelerin halkın psikolojisini ve itikadını bozacağı' yönündeydi. Tıpkı bugün yapıldığı gibi o günlerde gazetelerde öyle reklamlar vardı ki, bunları sizlere yorumsuz olarak sunuyoruz:

 

 

   

 

   

 

 Görüldüğü gibi bundan yüz yıl evvel; o dönemde de kadınlara ait nesneler, kadın iç çamaşırı resimleri vs. gazetelerde yer alıyordu. Bazılarının sandığı gibi bu sorun sadece Cumhuriyet döneminin sorunu değildi. Gerçekleri tarihi belgelerle, tarihten öğreneceksek, mümkün mertebe objektif olmak durumundayız. O günkü Osmanlı toplum yaşantısına ters olan, kadınların gazeteler vasıtasıyla vitrine çıkarılması, elbette Ulu Hakan'ı rahatsız edecekti. Sansür uygulamasının gerekçelerinden biri, toplumun ahlakını ve psikolojisini bozmaya yönelik bu yayınların engellenmesiydi.

 

Şurada küçük bir yorum yapmak gerekir: O günkü gazetelerde yer alan bir haberden bahsedeceğim.  'Üsküdar'da bir kadın, aslan pençelerine benzeyen, kurbağa suretinde bir mahluk doğurmuştu' diyerek bu mahlukun resimleri gazetelere basılmış ve bu haber her yere yayılmıştı. Halk paniğe sürükleniyor; akın akın hocalara giderek böyle bir şeyin olup olmayacağı konusunda danışılıyor ve akıl almaz hurafeler kulaktan kulağa yayılıyordu ki, bütün bunların İslam ile uzaktan yakından ilgisi yoktu. Bu yalan haber o kadar akıl almaz hurafelerin yayılmasına yol açtı ki, güya bunu doğuran kadın çok günahkarmış ki, Allah böyle bir mahluk doğurtarak o kadını cezalandırmış. Güya padişah ve Devlet günah içersindeymiş, bundan böyle Allah hep böyle ucubeler doğurtacakmış vs. Tıpkı bugün bazı kitap ve yayın organlarında; hurafeleri besleyen uydurma haberlerde olduğu gibi. Bütün yapılan bu sahtekarlıkların ve düzmece haberlerin aslı astarı olmadığı sonradan ortaya çıkıyor ama ucube haberlerdeki ifsat ve fitne halkın maneviyatını zedeliyordu.

 

Bugün bile bu hurafeler halk tarafından rağbet görüyorsa siz bir de o zamanı düşünün ve II. Abdülhamid Han'ın bu gazeteleri sansürlemesini eleştirenlerin niyetlerine bakın. Bu tür uydurma haberler sonraları da devam etti. Bugüne kadar II. Abdülhamid'in sansür gerekçeleri anlatılmadığı için yukarıdaki örnekleri verdik.

 

O dönemlerde gizli mason cemiyetleri bir çok gazeteyi finanse ederek, tıpkı bugün olduğu gibi, batının lüks hayat tarzını topluma örnek göstererek, halkı bu konuda batıya özendiriyorlardı. Batı'ya ait lüks banyolar, odalar, evler, eşyalar vs. halkın özenmesi için yeni bir yaşam tarzı olarak önlerine konuluyor ve milletin bakış açısının idareye karşı değiştirilmesi amaçlanıyordu.

 

Yine o gazetelerden birinde; insanın maymundan geldiği propagandaları yapılıyordu.

  Yine o dönemde yayınlanan bir çok mizah dergisi; alaycı üsluplarla Padişahı ve Devlet'i eleştiriyor, küçük düşürüyor ve milleti Devlete karşı kışkırtıyordu. Kendi halinde yaşayan saf ve temiz halk; İngiltere'de, Fransa'da yaşayan insanlara özeniyor, batılı hayat tarzı hevesi tüm topluma yayılıyordu. Ve toplumda; "biz niye böyleyiz?" sesleri yükseliyordu. Evet o günkü medya batının sefih ve lüks yaşam tarzını Türk Milletine örnek yaşam tarzı olarak sunuyordu. Aynı medya; Devletin, fen ve bilim alanında gelişmesini istemiyordu. Bütün bu olumsuz propagandaların amacı; II.Abdülhamid yönetimini kötülemek ve Devlet'i zaafa uğratmaktı.

*

Tekrar hipnotizma meselesine dönecek olursak; Şöyle düşünün, Harem'e sızmış art niyetli bu hipnozcular, tedavi amacı güttüklerini öne sürerek, cariyeleri veya Padişah eşlerini hipnoz ederek onlara telkinde bulunuyorlar: " Padişahı öldür, Padişahın sırlarını ver vs." Dahası Devlet Kurumları'ndaki ileri gelen bürokratlara da aynı yönde telkinler yapılıyordu.

 

Bu meseleyi hafife almayan Sultan Abdülhamid Han, o günlerde tedbir almak için büyük bir mücadele vermiş, bu mücadelelerden biri de bu hipnozcuların propagandalarını sansürlemek olmuştur. Batıdan destek aldıkları için kendilerini tedip etmek kolay değildi. Batılı hamileri yaygara koparıp devleti sorumlu tutacakları için yapılabilecek en kestirme iş sansür uygulamaktı. Ancak II. Abdülhamid'i önyargılarla eleştirmek isteyenler bu sansürü bir despotun özgürlükleri kısıtlanması olarak millete sunmuşlardır. Oysa Abdülhamid Han için maksat Devlet'i ayakta tutmaksa gerisi teferruat olmalıydı.

 

Harem ile ilgili kitap yazan batılı yazarların çoğu, işi dönüp dolaştırıp cinselliğe getiririler. Ancak Harem'in bilinmeyen bir özelliği ise; buranın bir kültür ve eğitim yuvası olmasıdır. Şimdi lütfen bu söyleyeceğime dikkat buyurun, çünkü bu ilk defa ifşa ediliyor: II. Abdülhamid Han zamanında Harem'in namahremliğinin bir başka nedeni ise, Devletin gizli belgeleri Harem'de saklanmıştır. Abdülhamid Han'ın dahiyane zekası, düşmanlar her yere girebilirdi ama Harem'e asla! O halde devletin önemli ve gizli belgeleri için en emin yer Harem'di.

 

Abdülhamid Han, Abdülmecid Han'ın hatasına düşmemiş, Onun döneminde Harem'e sızmaya çalışan Hekim Roce'yi İngiltere'ye bir gemiyle geri göndermişti. Gemi İngiltere'de limana yanaştığında Hekim Roce'nin elleri kolları bağlı olduğu halde eşeğe ters bindirildiği görülmüştür.

 

Evet, SIRDAŞ devlet-i aliyede fitne fesat mihrakları ile ilgili tedbirlere ilişkin notları okuduktan sonra Ulu Hakan Abdülhamid Han'dan onay almış, Hakan odada bulunan Hazirun'a dönerek:

 

-Belirtilecek bir husus var mıdır? Diye sormuş:

 

Derviş ve Sırdaş :

 

-Ferman Padişahımızındır, diyerek ipnotizmacılarla ilgili alınan tedbirlerin uygulanmasına karar vermişlerdi.

 

Buna benzer meselelerin gelecek yazılarda devamı gelecektir. Sırdaş kayıtlarında bulunan Kara Kaplı Defter'den tarihe not düşmeye devam edecek….

 

 

Bugünde gazatelerde yukarıdaki örneklere benzer haberler yayınlanmaktadır. Ancak bu resimdekiler Adetullah dairesi içersinde gelişen olaylardır. Bunları başka yönlere çekmek, bunlardan hikayeler çıkarmak işte hurafe bunlardır.Yok efendim kadın günah işlemişte ondan böyle doğurmuş vs.Bunların hepsi uydurma şeyler.Konu ile ilgili Vatan Gazatesi'nde yayınlanan resimler aşağıda gösterilmektedir. ( Tıbbı Ucubeler)
 

Oktan KELEŞ
oktankeles@gmail.com/


 








Bu haber 8,327 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (3)
  • Kârì / 8 Eylül 2016 06:30

    Yenileme

    Bu yazınızda ve eski pek çok yazıda resimler görünmüyor. Yeniler veya tekrar yüklerseniz güzel olur.
    Saygıyla...
  • samet k. / 6 Temmuz 2014 03:52

    fotograflar

    Linkleri yenileyebilir misiniz. Goruntulenemiyor.
  • StANDby007 / 4 Ekim 2010 21:18

    Görsellerde Sorun var...

    Makalenin içerisindeki görsellerin bağlantıları ölmüş yenilerseniz seviniriz. Neticede bu görseller bir devrin kanıtlanması için öneme sahip oldukları belli oluyor yazıdaki içeriğe baktığımızda...






ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar