EMİR YILDIZ'DAN: Mukaddes Emanetler

EMİR YILDIZ'DAN: Mukaddes Emanetler

Emir Yıldız'dan Romanının 12. Bölümü: MUKADDES EMANETLER VE ŞÜKRÜ NAİLİ PAŞA


4 Mayıs 2012 08:52
font boyutu küçülsün büyüsün


MUKADDES EMANETLER VE ŞÜKRÜ NAİLİ PAŞA

 

Soğuk kış günleri yavaş yavaş geride kalmıştı. Bahar bütün güzelliği ile kendini gösteriyordu.

Kendimi çok şanslı hissediyordum. Çok güzel insanlarla tanışmayı Cenab-ı Allah  bana nasip etmişti.

Şükrümü ifade etmekten acizim…

Bildiklerimin ne kadar az ve cılız olduğunun farkına vardım. Konuların daha ‘derin manaları’ olduğunu  ‘erenlerle’  muhabbete başlayınca öğrendim. Kendi kendime, “olaylara ne kadar da yüzeysel bakmışız” diye düşündüm. Hadiselerle alâkalı “tefekkür” mekanizmasını hiç çalıştırmamışız. Erenler boşuna demiyorlardı: “Tefekkür, tefekkür, tefekkür…”

Muhabbetullah’a talip olmak gerek. Çünkü bazı “sırlı” bilgiler bu sayede veriliyor.

Benim için de muhabbetullah kapısı Osman Baba idi. Ondan gerçekten çok şey öğreniyordum. Allah ondan ve bütün erenlerden razı olsun. Osman Baba, maddi ve manevi bilgileri bizim anlayacağımız şekilde gönül harmanımıza katıyordu.

Bugüne kadar  ondan çok şey öğrenmiştim. Her öğrendiğim karşısında da ağzım açık kalıyordu. “Bu bilgileri  nereden biliyor?” diye her seferinde şaşırıp kalıyordum. Bir insan, hemen hemen her şeyin, her konunun uzmanı olabilir mi? Onu tanıdıktan sonra  “evet olabilir” diyebiliyorum.  Bu dediklerime bazıları dudak bükebilirler. Haklılar da… Benim yerimde onlar olsa, benim dediklerimi derdiler. Ben de onların yerinde olsam, “olmaz böyle şey” derdim. Bu tamamen yaşamak ile ilgili bir şey. Yani “şahit” olmakla…

2 ay kadar evvel Üsküdar’daki o soğuk kış günlerinden sonra Osman Baba ile bir irtibatım olmamıştı. Osman Baba ne zaman isterse, nasibimiz ne zaman ise sadece o zaman görüşme imkânım oluyordu.

Osman Baba’nın anlattıkları kolay kolay bulunamayacak bilgilerdi. Onun anlattıklarını not alıyor, sonra düzenleyip yayınlıyordum. Böylece olayların arka planının bizim bildiğimiz, bize gösterildiği gibi olmadığını gösterme imkânı buluyorduk. Artık bizi takip edenler de yaşanılan olaylara “farklı bir bakış açısı” ile bakıyorlardı.

Bahar bütün ılıklığı ile içimizi ısıtırken, içimi ısıtacak bir müjde de Osman  Baba’dan gelmişti. Hem de bu sefer beni direkt arayan kendisiydi. Yavuz Selim’in telefonundan arayan Osman Baba, hal hatır faslından sonra; “Önümüzdeki Cuma günü, sabah namazında, Bursa  Ulu Camii’nde” buluşmamızı istiyordu.

Ne güzel bir haberdi benim için. Bugün Çarşamba olduğuna göre daha önümde iki gün vardı. İlk olarak cuma günü için işten izin alarak, hazırlıklara başladım. Osman Baba ile buluşacağım için her zamanki gibi yine çok heyecanlıydım.

Acaba Osman Baba neden Bursa’daydı? Elbette bir sebebi vardı. Benim için önemli olan onunla  buluşmaktı. Yer önemli değildi. İsterse Fizan’a çağırsın, koşa koşa giderdim.

Sırt çantamı hazırlamış,  içine bir iki kıyafet, not defteri, ses kayıt cihazı alarak nihayet cuma gecesi otobüse bindim.

Yaklaşık 4,5 saat süren bir yolculuktan sonra Bursa’ya indim. Hava oldukça serindi. Şehir içi servislere binerek  Bursa Ulu Camii’nin yakınında indim. İnsanlar da yavaş yavaş camiye gelmeye başlamışlardı. Anlaşılan sabah ezanına çok az vakit vardı. Saate baktım beşe geliyordu.  Ben abdest alırken, ezan da okunmaya başlamıştı.

Nihayet Ulu Camii’nin içindeydim. Evliya Çelebi’nin ifadesi ile Bursa’nın Ayasofyası idi Ulu Camii. Menkıbelere konu olmuş, güzel celi sülüs bir yazı ile yazılmış  “VAV” harfinin karşısına oturmuştum. Gözlerim bir yandan da Osman Baba’yı arıyordu ama henüz onu görememiştim. Vav harfine bakarken, Emir Sultan’ı, Somuncu Baba’yı ve onların arasındaki muhabbeti düşündüm.

Ezan bitmiş, sabah namazının sünneti kılınmaya başlanılmıştı. Sünnet bittikten sonra bir süre daha beklenildi ve farza geçildi.  Namaz bittikten sonra küçük sırt çantamı yanıma alarak Camii’nin içinde dolaşmaya, Osman Baba’yı aramaya koyuldum. Nihayet onu minberin yanından gördüm. Derin bir tefekkür halindeydi. Onu gören bir yere oturup, beklemeye başladım. Camii yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Ben ise pür dikkat Osman Baba’ya bakıyordum. Bir süre sonra gözlerini açtı ve bana doğru baktı. Hafif bir gülümse yayıldı yüzüne, başı ile “gel işareti” yaptı bana. Hemen bulunduğum yerden kalkarak yanına vardım ve sağ elinin içini öptüm. O da sırtımı sıvazladı ve “yanına oturmamı” işaret etti.

Biraz sonra elimden tutarak, “Hoş geldim evladım.  Zahmet oldu, seni de buralara kadar yorduk.” Dedi ve ayağa kalktı. Ben de Osman Baba’nın elinden tutmuş ve ayağa kalkmıştım. “Estağfurullah Osman Baba. Siz yeter ki çağırın, dünyanın öbür ucuna bile gelirim” dedim. Gülümseyerek, “biliyorum evladım, biliyorum. Allah razı olsun, senden memnunuz. Hiç görevden kaçmıyorsun maşallah. Çoğu bu saatte sıcak yatağını terk edip de ta buralara gelmez. Allah emeklerini zayi etmez evladım,” dedi.

 Camii’nin çıkış kapısına doğru yöneldik.

Gün ışımıştı dışarı çıktığımızda. Hava serindi. Osman Baba Camii’nin alt tarafında bir çorbacıyı işaret ederek, “gel önce bir çorba içelim” dedi. Çorbacıya girdik ve birer  ezogelin çorbası söyledik garsona. Osman Baba Bursa’ya yalnız gelmişti. Yavuz Selim yanında yoktu. Çorbalarımızı içerken bir yandan da havadan sudan konuşmaya başlamıştık.

Onu yakından tanıdıkça daha çok seviyordum. Dese ki, “artık yanımda kal, her şeyi bırak gel” şu elimdeki sırt çantası ile yanında kalırdım. Her şeyi geride bırakırdım yani.

Çorbacıdan çıktıktan sonra yürümeye başladık. O anlatıyor, ben dinliyordum. Osman  Baba’nın küçük deri çantasını da ben aldım taşımak için, başta vermek istemedi ama çok ısrar edince “peki” dedi. Yürüyorduk ama  nereye gittiğimizi söylememişti.  Hayli yürüdükten sonra mezarlıkların arasından  geçen bir yola çıktık. Yolun altı da üstü de mezardı. Osman Baba bana: “Sen şimdi Emir Sultan’a git, orada beni bekle, benim bir işim var halledip inşallah yanına geleceğim” dedi ve mezarlıkların arasından kayboldu. Ben de  sorarak Emir Sultan’ı buldum. Türbe kısmına geçip dua ettim. Hediyelik eşya satanların yanında oyalanmaya başladım. Karşı da bir çay ocağı gibi bir yer vardı, orada oturup çay içtim.

Osman Baba ile ayrılalı yaklaşık iki saat kadar olmuştu ki çıkageldi. “Sıkılmadın değil mi evlat?” diye sordu. “Yok Efendim, türbede dua ettim, buralarda oyalandım” dedim. “iyi iyi, dur ben de  dua edeyim” diyerek türbeye girdi.

Ben ise orada bulunan yaşlı bir amcadan 99’luk bir tespih aldım O’na hediye etmek için. Osman Baba çıkınca tespihi ona verdim. “Ne zahmet ettin evladım. Allah razı olsun” dedi ve tespihi alarak cebine koydu.

“Şimdi gel şuraya oturalım, biraz çalışalım” dedi ve benim az önce oturup çay içtiğim yeri  işaret etti. Küçük taburelere oturduk. Ben hemen not defterini çıkardım.

Osman  Baba’da çantasından bir fotoğraf çıkararak bana gösterdi. Resim oldukça eskiye benziyordu.

“Bugün bu rahmetli kumandandan bahsedeceğiz, Şükrü Naili Gökberk Paşa’dan ve onun yaptıklarından,” dedi.

Osman Baba anlatmaya ben ise not tutmaya başladım:

“Tarih, İstanbul’un düşman işgalinden kurtulacağı günler. Kuvay-ı Milliye ve Türk Kuvvetleri İstanbul’a doğru ilerliyor. İstanbul’a giren Türk Ordusu’nun başında en yüksek rütbeli komutan olarak Şükrü Naili Paşa var. Şükrü Paşa, Soyadı Kanunu’ndan sonra  Gökberk soyadını alacaktır.

Şükrü Paşa, İstanbul’a girmeden önce güvendiği kurmay subayları ile hareket planını tekrar gözden geçiyordu. Planın esas kısmını 10 kişi biliyordu. Hareket planında hassas bir bölüm var ve bu bölümü bu 10 seçkin subay dışında kimse bilmiyor. Şükrü Paşa'nın,  işte bu 10 seçkin rütbeli subayına, ana ordu İstanbul’a girmeden evvel verdiği çok gizli bir görev vardı. Kuvay-ı  Milliye gizli teşkilatınca,  İstanbul’daki Kuvay-ı Milliye istihbaratçılarına  bu görev ile ilgili gerekli bilgiler verilmişti.

 Bu  kriptolu mesajı alan Kuvay-ı Milliye istibatçıları, aldıkları talimat doğrultusunda İstanbul’da birkaç operasyon gerçekleştir gerçekleştirmişlerdi.

İşte bu 10 seçkin subaya verilen birinci görev şuydu:

Topkapı Sarayı’ndaki ve Osmanlı hanedanının envanterinde bulunan “Mukaddes Emanetler” kaçırılmasın diye koruma altına  alınacaktı.  Mukaddes Emanetlerin” bu karışıklık ortamında başına bir hâl gelmesin diye bir gece, Saray envanterinden alınarak Fatih’te bir eve gizlice taşındı ve muhafaza altına alındı. Bu işi de tereyağından kıl çeker gibi yaptılar…

İngilizler bu “Mukaddes Emanetlerin peşindeydiler ve bunun  için hanedanın bazı üyelerine büyük paralar teklif etmişlerdi. İngilizler, her şeyi "sarı liraları" ile alacağını sanıyorlardı.Tabi ki, hanedan mensuplarından olumsuz cevap almışlardı.

Osmanlı Hanedanı, bir çok tarihi eseri, ricalar karşısında  başka ülkelere hediye etmiştir. Bundan cesaret alan ülkeler işi  Kutsal Emanetlere  getirince kesin bir dille “red” cevabını almışlardır.

Birçok tarihi eser, ricalar karşısında başka ülkelere verilmiştir, dedik. Başka ülkelere bu tarihi eserlerin verilmesinin bir diğer yolu da yapılan anlaşmalardır. Buna örnek olarak Osmanlı’nın Almanlarla yaptığı Demiryolları  anlaşmasını verebiliriz. Abdülhamid Han'ın, Almanlarla yaptığı  bu anlaşmada, karşı tarafın şartlarından biri de şuydu: Demiryolları döşenirken topraktan çıkan arkeolojik eserler bu Alman Şirketine ait olacaktı. Bu teklif, devrin şartları içerisinde kabul edildi.

İşte Türkiye’deki demiryollarının yılan gibi kıvrılarak gitmesinin sebebi budur. Ne kadar yol kıvrımlı olursa, o kadar civarda tarihi eser aranacaktı.

Bu işlere “dur” diyen Osman Hamdi Bey’dir. Onun sayesinde birçok eser yurdumuzda kaldı. Müze-i Hümayun müdürü olarak ilk işi eski eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklayan bir tüzük hazırladı. Böylece  bu yeni düzenleme ile Batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eski eser kaçırılmasını önledi.” Dedi Osman Baba.

Bana: “Hızlı gitmiyoruz değil mi evlat? Anlattıklarımı yazabiliyor musun?” diye sordu. “Evet Efendim, yetiştirebiliyorum,” diye cevap verdim.

Bulunduğumuz  çay ocağı oldukça küçüktü. Önünde bahçesi de vardı ama biz içeri oturduk. Dışarısı biraz serindi. Osman Baba bir yandan elindeki tespihi çekiyor bir yandan da anlattığı konuya kaldığı yerden devam ediyordu:

“İşte Şükrü Paşa’nın bu 10 seçkin subaya verdiği ikinci görev daha vardı. O görev şuydu:

 Ayasofya Camii’nde bulunan “kral mermeri” ile yine Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen ve Kudüs'te Hz. İsa'nın bağlanarak kırbaçlandığı kabul edilen  sütunun  yurt dışına kaçırılmaması için önlem almak.

Bildiğiniz gibi özellikle Haçlı seferleri sırasında, İstanbul’da bulunan birçok tarihi eser yağmalanmış ve yurt dışına kaçırılmıştı. Aynı olaylar tekerrür etmesin diye önlem alınmıştı.

Şimdi, bu güzide subaylara verilen üçüncü görev daha vardı ve bu görev çok manidardı:

Bunu da şimdilerde pek kimse ayrıntıları ile bilmez. Bunu da inşallah biz açıklayalım da bu milletin en zor şartlarda bile "emanetlere" nasıl sahip çıktığını herkes öğrensin. Diğer görev de şuydu:

İstanbul’daki dergâhlarda, tekkelerde kayıtlı bulunan bütün Sakal-ı Şerif’lerin icazet ve belgeleri ile bir araya toplanılması. Bu görev sayesinde Sakal-ı Şerif’lerin hemen hemen tamamı toplanmıştır. Sakal-ı Şerif’lerin toplanmasının sebebi ise Kuvay-ı  Milliye’nin  eline geçen bir istihbarat raporuydu. Rapor, olası bir İstanbul savaşında  Fener Patrikhanesi  ve dönemin İstanbul baş hahamınca bu Sakal-ı Şerif’lerin para karşılığı İngilizler adına toplanılması istihbaratının alındığını ifade ediyordu. Tabii ki Müslüman tebaa canını verir, Sakal-ı Şerif’i vermezdi. Ancak o sıralarda gizemli cinayetler baş göstermeye başlamıştı. Sakal-ı Şerif’leri satın alma yoluyla ele geçiremeyeceğini anlayanlar,  zorla ele geçirmeye çalışıyorlardı.

 İşte bu sinsi hareketten haberdar olan Türk teşkilatı, bu Sakal-ı Şerif’lerin toplanılması için harekete geçmişti.  Peki İngilizler ve işbirlikçileri Sakal-ı Şerif’lerin kimde olduğunu, hangi ailede olduğunu  nereden biliyorlardı? Bunun sebebi ise maalesef Osmanlı’nın memur sisteminde yatıyordu. Defterdarlıkta  çalışan gayrimüslim tebaa, özellikle Rum memurlar defterdarlıkta kayıtları bulunan şecere ve icazetnameleri bildikleri için bu resmi bilgileri İngilizlere vermişlerdi. Vakıflara ait kayıtlarda bilindiği için bu işbirlikçiler Sakal-ı Şerif’lerin nerede ve kimde olduğunu elleri ile koymuş gibi buluyorlardı.

İşte o dönemin Kuvay-ı  Milliye  görevlileri,  bu istihbaratlardan sonra Sakal-ı Şerif’lerin  nerede toplanıp İngiltere’ye kaçırılacağını araştırmaya başladılar. Sonunda Sakal-ı Şerif’lerin İstanbul’da bir sinagogta toplanıldığını öğrendiler. Toplanılan Sakal-ı Şerif’leri  neden sinagogta saklamışlardı? Çünkü  Müslümanlar, diğer dinlerin ibadethanelerine saygı gösterdiklerinden dolayı, burada saklamayı kendilerince uygun görmüşlerdi.

Şükür Naili Paşa İstanbul’a girdikten sonra Ayasofya Camii’nde bulunan kral mermeri ile yine Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen ve Kudüs'te Hz. İsa'nın bağlanarak kırbaçlandığı kabul edilen  sütunu pazarlık konusu haline getirmişti. Tabii ki sadece pazarlık konusu bunlar değildi. Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen diğer eserleri de pazarlık konusu yapmıştı. Şükrü Naili Paşa daha önceden görevlendirdiği Kuvay-ı Milliye subaylarına İstanbul’daki sinagog ve kiliselerde bulunan ve ta Bizans döneminden kalan  onların inandıkları bazı mukaddes eserleri toplatmış  ve Çemberlitaş’ın altına gömdürmüştür.

Buraya bir anekdot ekleyelim evladım. Paşa’nın buraya gömdüğü Hıristiyanların kutsal emanetleri arasında Hz. İsa'nın çarmıha çakıldığı çiviler, çarmıhın yani kutsal haçın bir parçası vs. Bunlar onların inanışına göre tabii. Yoksa gerçekte böyle şey yok. Hıristiyanlar öyle kabul ediyorlar. Şimdi burada işin püf noktası şu, bazıları sanıyor ki, o eserler yüzyıllardır orada gömülü. Hayır, Naili Paşa zamanında  oraya gömüldü. Bu konu zaman zaman gündeme getirilip hâlâ tartışılır…” dedi Osman Baba.

Gerçekten de düşündüm ki, Çemberlitaş civarında bu tür hazinelerle ilgili medyada birçok haber çıkıyordu. Bir ara Çemberlitaş bakıma alınmış, etrafı kapatılmış ve epey bir süre açılmamıştı. Yine o civarda  otel yapıyoruz bahanesi ile bir yer kapatılıyor, aylarca çalışıldıktan sonra, ortada ne inşaat görülüyordu ne de başka bir şey. Demek ki, bu paravan otel inşaatları bahanesi ile kaçak  kazı çalışmaları yapılıyordu.

http://arsiv.sabah.com.tr/2007/01/15/gun101.html

http://www.habervitrini.com/haber/hz-isanin-esyalari-cemberlitasta-cikti-310803/

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1353

Osman Baba konuşmasına kaldığı yerden devam ediyordu:

“İşte bu noktada Türk zekâsı bir kere daha devreye girdi.Çemberlitaş’a gömülen bazı eserler, özellikle İngilizlerin eline geçmesin diye  bir plan yapıldı.

Kuvay-ı Milliye hafiyeleri  şöyle bir söylenti yaydılar: Hıristiyanların  kutsal emanetleri toplanıp, Ayasofya’nın altındaki kuyulara gömüldü. Bu söylenti kulaktan kulağa yayılınca cengâver İngilizler durur mu, hemen kendilerini Ayasofya’nın kuyularına attılar. Güya kutsal emanetleri bulacaklardı. Burada kutsal emanetleri arayan İngilizler, zehirli gazlardan etkilenip, o kuyularda öldüler. İşte şimdilerde  Ayasofya’nın kuyularında  ve İngilizlere ait olan  mataraların  ve diğer eşyaların sırrı da budur. Bu söylentiye inanan İngilizler, bunun bedelini hayatları ile ödemişlerdir.

http://www.sonsayfa.com/Haberler/Guncel/Ayasofyanin-derin-sirri-cozuldu-140206.html

Şükrü Paşa, kaçırılan Sakal-ı Şerif’ler gelince, Çemberlitaş’a gömdükleri dışında kalan Hıristiyanların eserlerinden bazılarını iade ediyordu. Hatta üç Sakal-ı Şerif’i kaçıran İngiliz gemisi yoldan döndürülmüş, işte o üç Sakal-ı Şerif gelmeden Hıristiyanlara ait eserleri geri vermemiştir.

Şükrü Paşa, İstanbul’dan işgal kuvvetleri çekilince, Sakal-ı Şerif’leri  yine defterlerde   kayıtlı olan  kişilere, yani sahiplerine geri vermiştir.

Bazı ahmaklar hâlâ  Çemberlitaş’ın altında Hıristiyanların kutsal emanetlerini arıyorlar ama bulamadılar. Bulamayacaklar da…. Bu yüzden o civarda sürekli restorasyon adı altında kazılar yapıyorlar.

İşte Şükrü Naili Paşa, bu planı başarı ile tamamlayınca İngilizlere oynadığı bu oyunu bir sohbette; Kazım Karabekir Paşa, Fevzi Çakmak Paşa  ve ileri gelen komutanlara anlatmış ve hep beraber gülmüşlerdir.

İşte o andan bir resim.



Şükrü Naili Paşa, ruhun şad olsun.

Ne zaman bir savaş tehlikesi olsa, Türk Devleti  Mukaddes Emanetleri  hemen koruma altına alıyor. 2. Dünya savaşında da bu emanetler Nevşehir’e taşınmıştı,” dedi ve sustu Osman Baba.

Bir anda sessizlik oldu ve içeri 45-50 yaşlarında, mütevazi giyimli birisi girdi ve Osman Baba’nın yanına yaklaştı. Selamlaşmadan sonra gelen kişi Osman Baba’nın kulağına bir şeyler söyledi ve bir poşet verdi. Poşeti veren şahıs hemen  yanımızdan ayrıldı.  Osman Baba poşeti açınca, içinden çıkan bir kitaptı sanırım.

Osman Baba’nın yüzüne bir gülümseme yayıldı. “Çok şükür bu da bugün bize nasip oldu” dedi…

 

 

     

Emir Yıldızdan 




     

buulkem@gmail.com     

     

buulkem@gmail.com

 

 

Birinci bölümü okumak için:

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=45

İkinci bölümü okumak için :

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=211

Üçüncü bölümü okumak için:

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=237

Dördüncü bölümü okumak için:

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=401

Beşinci bölümü okumak için :

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=489

Altıncı bölümü okumak için :

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=954

Yedinci bölümü okumak için

  http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1020

Sekizinci bölümü okumak için

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1230

Dokuzuncu bölümü okumak için

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1320

Onuncu bölümü okumak için

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1332

Onbirinci bölümü okumak için

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1366

 

 

 

 








Bu haber 22,429 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (37)
  • KAAN MURAT GÜZEL / 6 Ekim 2016 22:45

    UYANIŞ

    DERUNİ UYANIŞ SÜRÜYOR.SESSİZ-SEDASIZ,MEVKİSİZ-MAKAMSIZ ÇALIŞANLARA SELAM OLSUN...
  • torbey / 19 Kasım 2012 14:28

    SELAM İLE

    bursaya geldiğnizde sizleri ağırlamak isterim.inş.
  • Fatiih / 12 Mayıs 2012 19:25

    konuyla alakasız ama resimdeki onaltıyıldız yüzüğünü nereden bulabilirim?
  • orkun akar / 9 Mayıs 2012 16:21

    Nişane...

    Evvela selam selam...Yüzüğü görünce kalbim bir başka çarptı..Çok heyecanlandım....Nişanemiz olsun inşaallah..Bu yüzüğü çoğalttırıp alalım...Bu konuda istidadı olan bir kardeşimiz gayrete gelir inşaallah...Hepinizi ALLAH için çok seviyorum...Oktan hocam rabbim ilminizi arttırsın banada sizi tanıma lutfunu nasip etsin inşaallah....Selametle...
  • hasan / 7 Mayıs 2012 19:18

    16 (bursa) yıldız ,çok önemli zadların bulunduğu bir yer bence :)
  • Selim Turan / 7 Mayıs 2012 14:05

    O kitap...

    Emir Yıldız'dan Romanı serisi ilgiyle takip etmeye devam edenlerden biriyim. OAY ekibine bizleri bilgilendirmeye devam ettiğiniz için teşekkürü bir borç biliyorum şahsen...

    Acaba diyorum o kitap Barnabas incili olabilir mi?
  • Ömer Faruk Gümüşer / 7 Mayıs 2012 09:25

    Büyük Türkiye yolunda...

    Her zaman ki gibi en heyacanlı yerinde romanın bölümü bitmiş bu yazıları okuduk ecdadımıza ve ülkeme bağlılığım artıyor Allah sizden razı olsun tam bir uyanış oluyor bizim için Osman Babayı görürseniz bizim içinde dua etsin kendileri gibi birine tabi olup bu ülke ve din uğruna mücadele eden erenlerden olmak için son olarak İstanbul gibi yerde simgeler savaşının hat safhada olduğu zamanda 16 yıldız sembolü taşıyan yüzüğümüzle bizde onlara cevap veririz bu ülke sahipsiz değil diye

    Allah tüm 16 yıldız ekibine ve sevenlerinin işlerini kolaylaştırsın...Amin.
  • mehmetzahid / 6 Mayıs 2012 23:30

    EMANETLER

    Kutsal emanetler türklerin elinde kalması allahın lütfudur allah emaneti sahibine verir, bu millete yeniden dünyanın yönetileceğinin sırrı olmasın sakın !
  • nur cennet / 6 Mayıs 2012 16:26

    emanet

    Bu millet dini söz konusu olunca emanete sahip çıkmasını biliyor...ne güzel bir örnek...şu an en çok merak ettiğimse Osman Baba'ya verilen kitap. Acaba ne?
  • yedi dokuz yedi / 5 Mayıs 2012 23:20

    bond

    bugunki ingilizin yerine modern hırsızlar bondlar veya boklar
  • Uyanışışn TOHUMU / 5 Mayıs 2012 23:01

    uyanisintohumu.blogspot.com olarak yazınızı alıntıladık.Bir mahsuru yoktur inşaallah
  • orhan şahin / 5 Mayıs 2012 20:51

    yüzük işine bende katılıyorum ben yaptıracaktım eğer öyle bişey olursa iyi olur
  • Yasin Akdoğan / 5 Mayıs 2012 14:30

    16 yıldız yüzük önerisi

    Saygı değer Oktan abi,

    son videolarda sık sık Erol abi çekimlerde sık sık senin yüzüklerini zoom'luyor ardından artık en net görüntüyü de bu yazı ile beraber bizlere sunuldu.
    Benim önerim eğer izin verirsen gönül veren takipçilerinden biri bu konuda bağlantıları ile organizasyon yapıp isteyen 16 yıldız takipçilerine yüzük yaptırmak ile görevlendirilse,maliyeti ise yetimhaneye bağışlansa güzel olmaz mı???
    nacizane düşüncem verilecek her karara saygımız sonsuz...
  • Barış Akgün / 5 Mayıs 2012 11:18

    on altı yıldız amblemli yüzük

    Bir şekilde tüm on altı yıldız sevdalıları fotorafdaki yüzüğü oldukca merak etmeye başladı.
  • ... / 5 Mayıs 2012 09:04

    ...

    BU YÜZÜKTEN NEREDE BULABİLİRİM
  • mikail / 5 Mayıs 2012 03:50

    sultanin sirri

    cemberli tasin altini oymuslar diye okuyunca sultanin sirri adli bir film izlemistim o filmdede cemberli tasin altini delik desik etmislerdi.
  • Mikail / 5 Mayıs 2012 03:47

    Her zamanki gibi yaziniz muthis olmus eren abi.Allah yardimciniz olsun.yuzukte bayagi guzelmis Mevlam sahibinin yuzunu kara cikarmasin insallah.,
    "Eger ortada bir bit varsa, etrafta bir ingiliz vardir"(OKTAN KELES)kimbilir belki ilerde atasozu olur.
  • barış Akgün / 5 Mayıs 2012 01:15

    sırlar ifşa oluyor cok şükür

    Osman baba ve melami birliğinin sayesinde sırları kalmıyo şeytanilerin tüm planları ifşa oluyor selam olsun bu gönül erlerine.
  • Abdul Kadir / 4 Mayıs 2012 22:53

    Selam

    Allah bu degerli insanlara rahmet eder insallah..
  • m.kılıç / 4 Mayıs 2012 21:49

    almanların yaptığı demir yollarında bir fırıldak olduğunu bilyordum ama. biz yolu uzatıpta daha fazla gelir elde etmek için diye biliyorduk. öğrenmiş olduk tşk ler. emeği geçenlerden allah razı olsun.. bizde bursa daydık haberimiz olsaydı bizde osman babayla bir çay içerdik
  • hasan / 4 Mayıs 2012 19:25

    Bursa da önemli bir zad la buluşmuş.
  • merakli / 4 Mayıs 2012 18:58

    ;;

    bosuna bu millet sahipsiz degil demiyorlar ;) su resimdeki yuzuk neyi sembol ediyor sitenin amblemindede var
  • ali diye birisi / 4 Mayıs 2012 18:37

    Selamun Aleykum

    sevgili Erol abimiz yine en heyecanlı yerinde kestiniz bu güzide muhabbeti devamını sabırsızlıkla bekliyoruz bu arada yüzük gerçekten çok hoş modelini sizden esinlenerek yaptırmamın bir mahsuru var mıdır ?
    Selam ve Dua ile
    ALLAHA EMANET OLASINIZ
  • turk / 4 Mayıs 2012 18:10

    vay be

    su osman babayla bizi detanistirin
  • ibrahim Kocbey / 4 Mayıs 2012 17:38

    Ne güzel

    Romanlardaki kisilerin ve olaylarin gercekliligi acisindan makalelerinizi okumak bizlere ayri bir haz duygusu veriyor. Dikkatlice yazıları ve izledigimiz oktan hocamızın videolarini kombine edersek şahıslarin kim olduğunu öğreniriz. Tefekkür gerek tefekkür.
  • Sefa Onur BEBEK / 4 Mayıs 2012 16:33

    Allah razı olsun....

    Allah razı olsun sayenizde şerefli atalarımızın icraatlarından birini daha öğrendik..Bu arada dizi gibisiniz en heyecanlı yerinde kestiniz merakta bıraktınız :)
  • bilge / 4 Mayıs 2012 16:12

    bazi ahmaklar hala anlamiyor

    Allah herseyi Türklerin ellerine vermis. ingilizler sizde kutsal emanetlerin biri bile yok. Türklerdeyse, sizinkiler dahil hepsi var. ahit sandigida bizde cikarsa hic sasirmam artik
  • Harun Karacabay / 4 Mayıs 2012 14:19

    Allah razi olsun Emir Abim. Allah bilginizi, ilminizi artirir Insallah. Oktan Abime bol bol selamlar. Onaltiyildizin Nisanesi olan o guzel yuzukten biz de istiyoruz hocam :D
    Hollandadan Selamlarrrrrr
  • sinan yıldırım / 4 Mayıs 2012 14:05

    ALLAH CC SELAMI VE BEREKETİ HEPİMİZİN ÜZERİNE OLSUN.
    ALLAH CC SİZLERDEN RAZI OLSUN. ŞU MÜBAREK CUMA GÜNÜ YİNE BİZLERİ DERİN TEFEKKÜR DENİZLERİNE DALDIRDINIZ. ALLAH CC YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN. BÜTÜN O MÜBAREK CEDDİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN.
    SELAM VE DUA İLE
  • Fahrettin Bakır / 4 Mayıs 2012 13:02

    tek yıldız ONALTIYILDIZ

    ALLAH cc razı olsun.Erol bey
    ,bu bilgiler müthiş,her yere yaymalı.Türk milletinin asaletini görsünler.
  • said / 4 Mayıs 2012 11:51

    teşekkür

    bazı sırları sayenizde öğrenmiş olduk.. sağolun..
    onaltıyıldız yüzüğü güzelmiş temin edebilirmiyiz aceb?
  • Kamil TÜRK / 4 Mayıs 2012 11:37

    Emanet!

    Peygamberimiz Muhammedul Emin olarak anılmıştır bilinmiştir.Bizde onun ümmeti olarak kutsal emanetlerimize böyle sahip çıkarak diğer devletleri avcumuzda oynatıyoruz.Gurur verici bir yazıydı Teşekkürler Erol abi Teşekkürler Osman baba
  • Volkan Ç. / 4 Mayıs 2012 11:36

    Ne güzel, ne mutlu ...

    Allaha şükürler olsun, haçlı koalisyonunun didik didik aradıklarından bir tanesi daha Osman Baba'nın ellinde anlaşılan...
    Allah C.C hepinizden razı olsun ya erenler...
    İnşAllah safların netleştiği, mahlas isimlerin gerçekleriyle ortaya çıktığı gün, Allah C.C basiretimizi artırsın ve safımız sizin yanınız olsun... Amin...
  • Y.D / 4 Mayıs 2012 11:18

    Ne olursa olsun, bu yüce milletin Peygamber sevgisi her şeyin üstündedir.
    Yeni camii de bir zamanlar vaazlarını zevkle ve de aşkla dinlediğim pek muhterem
    Naim Karaman hocamız, Kadir gecesinin ertesi günü verdiği vaazında, aman Allahım
    Bu ne sevgidir böyle, Peygamber(sav)’inin tek bir sakalının kılı için yollara düşmüş,
    Sabahlara kadar Allah’(cc) a ibadet ediyor, Peygamber’(sav) ine sevgisini sunuyor.
    İşte bu millet böyle bir millettir. Peygamber’(sav) inin tek bir sakalı için canını verir demişti.
    Allah(cc), milletimizin yar ve yardımcısı olsun.
    Bizde bu peygamber sevgisi oldukça, Allah(cc) bizi yolda bırakmayacaktır inşallah.
    Tüm OAY ekibine ve takipçisi kardeşlerime selam ve sevgilerimle.
    Allah(cc), işlerinizi rast getirsin, zorluklarınızı kolaya çevirsin inşallah.
  • han / 4 Mayıs 2012 11:10

    Allah Razı Olsun

    Eyvaallah Allah razı olsun, ruhları şad mekanları cennet olsun inşaallah.
  • SERVET / 4 Mayıs 2012 10:09

    ŞİMDİ ANLADIMMMM

    Ayasofya'daki kuyularda İngilizlerin ne işi vardı diye düşünüyordum. Allah Razı olsun erol Hocam yine hazine gibi bilgiler verdiniz bizlere
  • M.Atabey / 4 Mayıs 2012 10:09

    Emanetler sahibini bekler, biz de O'nu..