Sırdaş 1. Bölüm: Portsmouth Futbol Kulubünü II.Abdülhamid mi Kurdu?

Sırdaş 1. Bölüm: Portsmouth Futbol Kulubünü II.Abdülhamid mi Kurdu?

Yazı Dizisi bölümümüzde tarihimiz ile ilgili şimdiye kadar bilinmeyen farklı bilgileri gündeme getirmek istiyoruz. İşte ilk yazımız Sırdaş - 1 Bölüm- Oktan Keleş gündemi sarsacak romanı ile karşınızda....


24 Şubat 2009 22:31
font boyutu küçülsün büyüsün


 

SIRDAŞ

1. Bölüm

 
Yer Yıldız Saray’ı. Saat gece  biri gösteriyor. Saray’ın koridor ve bir odası hariç, diğer her tarafı karanlık. Koridor ve tek odada yanan  gaz lambaları ve mumlardan sızan ışık, zifiri karanlığı ve kasvetli havayı adeta deliyor. Dışarıda hafif bir lodos var. Rüzgarın ıslığı bahçedeki ağaçların dallarını neşelendiriyor. Her yerde sessizlik hüküm sürüyor. Çıt çıkmıyor…

Bu derin sessizliği iki kişinin ayak sesleri bozuyor. Ayak sesleri ışığı yayan tek odaya doğru yöneliyor. Ve nihayet odanın kapısına bir el iki kere vuruyor: Tak!Tak!

İçerinden ise kendinden emin ve gelenleri bekler bir tavırla,  gür bir ses tonu yankılanıyor:     “Gir!” Kapı hafifçe aralanıyor ve gelen iki kişiden biri olan Yaver Ali Rıza Efendi odaya giriyor. Diğer kişi kapı dışında bekliyor. “Gir” sesinin sahibi ise 2. Abdülhamid Han…Ali Rıza Efendi kısık bir ses tonuyla; “Hakanım, beklediğiniz DERVİŞ geldi” diyor. Abdülhamid Han bunun üzerine: “Bekletme hemen içeri al misafirimizi” karşılığını veriyor. Yaver Ali Rıza, Derviş’i içeri buyur ediyor. Derviş, “Destur Sultanım” diyerek sağ ayağını  kapıdan içeri atarak odaya giriyor. “Selamünaleyküm geceniz hayır olsun Sultanım” diyor.

Abdülhamid Han karşılık veriyor: “İnşallah  ‘hayır’ gecemize sizinle teşrif etmiştir.” Derviş,  “İnşallah” diyerek sağ elini kalbine götürerek Mevlevi usulü baş kesiyor ( baş eğiyor)… Abdülhamid Han oturduğu yerden doğrulur gibi yapıp, Derviş’e eliyle yanındaki koltuğu oturmasını işaret ederek; “Buyurun”  diyor. Derviş; 75-80 yaşlarında,  ak saçlı, kalın ak kaşlı,  pos bıyıklı ve seyrek bir parmak uzun ak sakallı, kırmızı yüzlü, bodur sayılabilecek orta boylu fiziksel özelliklere sahip bir şahsiyet.

Derviş, Hakan’ın işaret ettiği koltuğa, “Bismillah” diyerek oturuyor. Sultan Abdülhamid Han, Yaveri Ali Rıza Efendi’ye sesleniyor: “SIRDAŞ gelsin!”   ve  ekliyor; “Yaver, tez hazırlığını yap, yarın sabah Rumeli’ye, Selanik’e hareket edeceksin!” 

Yaver Ali Rıza tebessüm ve hüzünle karışık bir ses tonuyla: “Ferman Devletlimindir,”  diyerek geri adımlarla büyük bir edep içerisinde dışarı çıkıyor…

Kapı tekrar iki kere vuruluyor: “Tak!” “Tak!” İçeriden yine aynı sesin sahibi: “Gir!” diyor. Kapı açılıyor; uzun boylu, siyah uzun paltolu, 60 yaşlarında, pala bıyıklı, bir dinç ihtiyar içeri  giriyor…


*

Yıl 1912.

Yer Beylerbeyi Saray’ı. Saat gece bir. Ulu Hakan, üç yılı biraz aşkın bir zamandır kaldığı Selanik’teki Alatini Köşk’ünden İstanbul’a dönmüştü.Yıldız Sarayı’ndaki buluşma sanki tekrarlanıyordu. Yıldız Sarayı’ndaki o gecenin tablosu, bir kez daha oradakilerin gözleri önünde canlandı. Ama aradan geçen zaman süresince bir çok farklılıklar da  olmuştu. Derviş artık iyice yaşlanmıştı. Sırdaş’ta; o 60 yaşlarındaki uzun boylu, siyah uzun paltolu, pala bıyıklı,  dinç ihtiyar değildi. Abdülhamid Han da belki o gür sesini kaybetmişti ama hüzünlü mağruriyetini hala muhafaza ediyordu. Derviş ve Sırdaş, Sultan’ın gösterdiği koltuklara oturmuşlardı. Sultan Abdülhamid Han, Sırdaş’a dönerek; “Aç bakalım Kara Kaplı Defter’i”  dedi. Sırdaş; “Ferman Sultanımındır’ diye cevap verdi. Abdülhamid Han göz ucuyla Derviş’e baktı. Bu bakışı fark eden  Derviş’te baş eğerek saygıyla; “Ferman Padişahımındır” diyerek elini kalbine götürdü. Abdülhamid Han, sanki bilerek göz ucuyla bakmış gibi karşılık verdi:  “ Koca Derviş, yıllar önce bana ; ‘seni tahta padişah olarak oturtmuyoruz. Seni buraya yeni kurulacak Cihan Devleti’nin temellerini atman, Osmanlı’nın yıkılışını uzatman ve dünyayı oyalaman için Hakan olarak oturtuyoruz’ demiştiniz.” Şimdi ise; ‘padişahım’ diyorsunuz, diyerek sanki yıllar öncesinin içinde kalan ukdesini; biraz sitem biraz içine sindirmiş biraz da Koca Derviş’in hafif edepli tebessümünden anlaşılan;  latifeli,  bir anlamla Abdülhamid Han’ın  bu kelimeleri sarf ettiği gözlerden kaçmamıştı.

Hakan kafasını sallayarak, Sırdaş’a : “Sıradaki nedir?” diye sordu. Sırdaş elindeki siyah deriden yapılmış, altın  kaplama sırma ile Ay Yıldız’lı işlemeli, kenarlarında dört adet yine sırma Hilal işlemeli, ‘Kara Kaplı’ denilen defteri açtı. Bir çok kağıttan birini çekerek okumaya başladı:

 


 


 

 

(Kara kaplı…Ortadaki Büyük Osmanlı Ayyıldızı Osmanlı Devleti’ni,dört hilal de dünyanın dört köşesinin sembolü)


“ Hakanım, 1890’lar…İngiliz sinsiliğine karşı taarruz planı…” Hakan’ın “Oku!” talimatı üzerine, Sırdaş devam etti: “İngilizlerin gizli teşkilat grubu, İstanbul’da  Spor Fitbol Takımı kurup, fiili ( operasyonel) ve bilgi toplama istihbarat çalışmaları yaptıkları tespit edildi. Rum ve Ermeni gençlerden oluşan bu takım; İstanbul ve Ali Osmaniye’de bir çok zarara (karanlık olaya ve faaliyete) imza attılar.” Yüce Hakan emir buyurdu: “Derhal İngiltere’de bir Fitbol Takımı  kurulsun, ‘Gök Ordu’ denile ismine. Teşekkülü için masraflar Devlet-i Aliye’nin hazinesinden icra edile.” Bu konuşmadan üç gün sonra Sırdaş; “ Takımın arması uygun mu Hakan’ım?” diyerek avucunda; kırmızı düğmeye benzer, Hilal ve Yıldızdan oluşan, kehribarımsı bir maddeden, küçük bir akçe büyüklüğünde parçaları göstermiş…”(aşağıdaki resim)  

 

 

 


 

 

Hakan ise;  “ Osmanlı Ayyıldızı’na (biraz ek yapsanız, dört iklim,dört diyarı remzeden bir şekle soksanız), bu yıldızı 8 köşeli yapsanız, daha iyi olmaz mı?” demiş, “Ferman Sultanımındır” denilerek çalışmalar başlatılmıştı…


Yıl 2009…

“İngiltere’de araştırdım. Abdülhamid Han'ın kararını verdiği Futbol Kulübünü andıran takım vardı İngiltere'de... Arması ve renkleri tıpkı Sırdaşın kayıtlarındaki gibi…
Tabi bu takım hakkında bir çok rivayetler bulunuyor. Ama anlaşılan bu takım belki de hem  Osmanlı’nın (İngiltere'ye uzanan büyük hedeflerinin bir işareti) ama en önemlisi, Ulu Hakan’ın (İngiliz istihbaratına) karşı deklarasyon operasyonuydu,”  düşüncesi bende kuvvetli bir kanaate dönüştü. İngilizler, casuslarıyla İstanbul’da ‘oyun’ oynarken kendi    anavatanlarında mukabele-i bilmisil faaliyeti ruhları bile duymamıştı. Başka bir deyişle, İngilizler, casuslarıyla İstanbul’da ‘aşık’ atarken, kendi ülkesinde ‘kaşık’ atanları ıskalamışlardı.

 

    Şu anda İngiltere'de bulunan Futbol kulüplerinden birinin amblemi aşağıda görülmektedir. 1. Ligde bulunan Portsmouth FC; Ay-yıldızlı amblemi ile dikkati çekmektedir…

 

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com


 








Bu haber 10,610 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar (4)
  • Umut / 2 Haziran 2014 12:00

    Kaynaklar

    Oktan Bey önem derecesi yüksek konuları araştırıp derlediğiniz için size teşekkür ederim. Ancak sormak istediğim birşey var. Bu bilgilerin en üst seviyede devlet sırrı olduğu aşikar. Siz bu bilgilere hangi kaynakları kullanarak ulaşıyorsunuz, bunları da bizimle paylaşır mısınız?
  • Hüseyin Şensu / 9 Ağustos 2010 12:31

    Alt Bilgi! [...] The Blue Army (Mavi Ordu) diye de anılmaktadırlar...

    Kulübün sahibi Arab işadamı Sulaiman al-Fahim'dir. Kulübü, (Yahudi asıllı, Fransa doğumlu Rus vatandaşı) "Alexandre Gaydamak" 'dan almıştır. "1898" kulübün kuruluş yılı olarak kaydedilmiş.
    Kulübün asıl takma adları "Pompey" olmasına rağmen, The Blues (Maviler) ya da "The Blue Army (Mavi Ordu)" diye de anılmaktadırlar.

    Kaynak; wikipedia
  • MUSA YURDAGUL / 2 Temmuz 2010 23:49

    SATRANCIN TASLARI GIBI

    BEN INGILTERE MANCHESTER'DA YASIY$ORUM.VE PORSTMOUTH'TA YASAYAN TEYZEMIN OGLUNUN DAVETI ILE GITTIGIM BU SEHIRDE ILGINC BIR MEZARLIGA RASTLADIM.
    BURASI MEZAR TASLARINDA OSMANLICA YAZAN VE YANIBASLARINDA TURK BAYRAGININ DALGALANDIGI ILGINC BIR YER...
    ANLAM VEREMEMISTIM AMA SIMDI ONLARIN KIM OLDUKLARI APACIK ORTADA SANIRIM.......
    ALLAH RAHMET EYLESIN
  • Harun Karacabay / 10 Haziran 2010 00:26

    Allah razi olsun Oktan abim...

    Boyle cok guzel olmus. Hepsini bi araya getirmekte zorlaniyordum. SUPER OLMUS