Baran Aydın

Köşe Yazarı

Baran Aydın

baranaydin88@gmail.com


30 Ağustos 2017
font boyutu küçülsün büyüsün

Dokuzların Sırrı ve Ahirun


 

‘’Kurdun işi namert lokmasın yemek

Hak için adanan kurbana ne eyler’’

Pir Sultan Abdal

Hakk’ın dışında her şey zıttı ile kaim… Zıtların mücadelesi imtihan nedeni… Mertlik ve namertlik…

Kadim çağlar, mertçe bir düzeni kurmaya ant içenlerle, namertçe bir düzen peşinde koşanların mücadelesine tanık olmuştur. Sürece sahip çıkabilen hangi taraf olmuş ise, kendi devranına ait izlerin etkisinin uzun sürmesi için çalışmıştır.

Bugünümüze bakarsak; namertçe ve kaypakça bir düzenin varlığına tanık oluyoruz. En azından şimdilik…

Mertçe düzeni, namertçe kaypaklıktan ayıran en önemli çizgi, hakkın sesini vicdanında duyabilen ADİL olma bilincidir.

Yakın tarihin bilinmeyenleri ile iki zıttı birbiri ile karşılaştıralım. Mertliğe ve namertliğe, yakın tarihin bilinmeyenleri ile değinelim. Değinelim ki bugünümüze ayna olsun…

Başlayalım…

Fatih döneminde can bulmuş bir yıldız…

Soyu ve ismi tarihe sır diye kazınmış bir gece bekçisi… Nasreddin Hoca’nın öz be öz torunlarından…

İstanbul’un ilk kadısı ve belediye başkanı Hızır Çelebi’den bahsediyorum… Fatih ile arasında ki gizli bağın belgisi tozlu bir sandıkta günü geldiğinde teşhir edilmek üzere hala bekliyor.

O devrin Türk Devleti, Hızır Çelebi gibiler sayesinde imparatorluğa can verebilmişti. Fatih’in, İstanbul’u özüne döndürürken yaptığı tüm faaliyetler bir çekirdek ekibin izlerini taşımıştır. İşte bu çekirdek ekip içerisinde olan en önemli isimlerden biriydi Hızır Çelebi…

Hızır Çelebi’nin yazdığı tasavvufi şiirlerin birçoğunun kaynaklarda ismi geçmesine rağmen hala yazılı olarak bir belgesi bulunmuş değil. Hızır Çelebi, sadece şiirleriylede değil, sanatın dışında da bin ilim sahibi olan bir alim ve sır ehli idi.

Hızır Çelebi, İstanbul’un fethineve Fatih’in özel kişilerden oluşan kadrosuna ait sırları,yazdığı iki mısralık dizelere saklamıştı.

Türk tarihine kazınan iki mısralık şu dizelerde hem İstanbul’un fethinin tarihi ebced hesabına göre sırlanmış hem de Fatih döneminin en önemli sırrı aşikar edilmişti:

‘’ Fethi İstanbul`a fırsat bulamadılar evvelun

Fethedip Sultan Mehmet dedi tarih: AHİRUN ‘’

Hızır Çelebi’nin tarihimize bıraktığı mirasa sahip çıkalım ve bir soru soralım… Bir sene önce bir sarayda (!)Piri Reis’in haritasının bulunması sürecine benzeyen üstü mühürlü evrak bulundu! 90 milyon küsür belge arasında bu evraka denk gelen kişi daha sonra bulduğu belgeleri bir bankanın özel arşivine 25 yıllık bir yasak koydurarak bağışladı. Üstüne vazife olmamasına rağmen…

Saray’da bulunan evrakın üzerinde AHİRUN kelimesi geçiyordu. Evrakta bir kadrodan bahsediyordu. Üstelik Fatih döneminde faaliyete geçirilen bir kadrodan… Bu kadrodaki kişiler kendilerine AHİRUN ismini vermişti! İlk kez Onaltı yıldız da açıklananbu bilgi banka kasalarına değil, Hızır Çelebi’nin ruhuna ithaftır! Devam edelim…

Hızır Çelebi’nin adalet anlayışı ile ün saldığından bahsetmiştim. O kadar ki kendi kadılığı döneminde İstanbul’u özüne döndüren Sultan Fatih’i mahkeme karşısına çıkarmıştır.Türk Devleti günü geldiğinde Fatih Sultan Mehmet’i bile adalet karşısına çıkarmış ve en küçük hatasından sual sormuştur. O yıllara geri dönüp bir düşünürsek; Fatih Sultan Mehmet gibi birinin adalet karşısına çıkarılmasının ne demek olduğunu tahayyül etmemiz yeterli olacaktır.

Bir İmparatorun devletin adaleti karşısına çıkarılabildiği bir Türk Devlet sistemine karşı Avrupa’da; devleti yönetirken ne yaparsa yapsın her şeyin mübah sayılacağı kaypakbir imparator tasviri yapılmaktaydı. Üstelik ütopya ve ideal hükümdarın özellikleri adı altında bu tasvirler yazılıp, çiziliyordu.

Bu tasviri ilk olarak kaleme döken meşhur Machiavelli idi…

1469 yılında doğan Machiavelli, İtalyan devletlerinin her birine hizmet eden ve condottieri diye bilinen asker kökenli ailelerden birine mensup idi. Machiavelli ailesi, 13. Asırdan itibaren tüm İtalyan coğrafyasında görev almadık ülke bırakmamıştı. Her condottieri ailesinde olduğu gibi, NiccoloMachiavelli de özel olarak eğitim almış ve yetiştirilmişti.

Machiavelli’nin özgeçmişine ait onlarca makale bulunabilir. Biz gizlenen yönlerini ele alalım.

Machiavelli’nin ailesi, Roma devletinde beri süregelen çok özel bir topluluk olan ‘ottimati (en iyiler)’ denilen bir zümreye mensuptu. Ottimati asker-sivil aristokratlardan oluşan bir topluluk idi. Ottimati üyeleri, kendilerinden daha üstte bulunan ve İtalyan devletlerinin en önemlilerindeözellikle dış politika ve istihbarat alanındakontrolü sağlayan bir konseye girme hakkına sahiptiler. Konseyin tam adı: DiecidiLiberta e Pace idi. Özgürlük ve Barış’ın 10’lar Konseyi…

Konseyin Ortaçağ Avrupa’sında ki ilk temelleri M.S. 900’lü yıllarda Venedik’te atılmıştı. Konsey daha sonra tüm İtalyan topraklarında bulunan devletlerin yönetimini ele geçirip; özellikle dış politika ve istihbarat alanında kendi ağını kurmuştu. Venedik merkezli kurulan yapının ikinci durak noktası rönesansın henüz filizlenmeye başladığı Floransa olmuştu.

Konsey, Venedik’te yaptığı gibi Floransa’yıda ‘Özgürlük ve Barış’ın Koruyucuları’ mottosuyla ele geçirmişti. Konsey,9 değişmez üye ve dokuz üye tarafından onuncu kişi olarak seçilen bir başkandan oluşuyordu. 9 değişmez üye signori olmak zorunda idiler. İtalyancası signori… Türkçesiyle lordlar…

DokuzLord, kan bağı esaslarına göre ölümlerinden önce kendi yerlerine atanacak kişileri seçebiliyordu. Yüzyıllarca bu sistem sürüp gitti… Dokuz Lord için kan bağı esasları bildiğimiz soy bilinci anlamında değil, özel bir işlemin sonucunda belirleniyordu. Dokuz lordun belirli dönemlerinde özel bir yöntemle sadece boyunlarından alınan kanları, yine özel bir yöntemle damıtılıyordu. Bu sürede kana özel mercek vasıtası ile bakılarak renginin ne olduğu tespit ediliyordu.(Özel Mercek sayesinde kanın kırmızı rengi farklı renklerde gözükebilmektedir. Sadece 2 renk gereklidir. İnsanların yüzde doksanında bu renk kırmızı çıkarken; bazılarında bu işlem sonucunda Mavi ve yeşil rengi görülmektedir… Bu özel mercekler bugün İtalya’da müzelerde sergileniyor). İşte dokuz lordun her birinin yerine geçecek kişilerin seçiminde de bu özel yöntem uygulanarak kanında mavi ve yeşil rengin görülmesi esası aranıyordu. İnsan kanını inceleyen bu özel yöntem daha sonra Avrupa’da ‘Kan Bilimi’nin babası sayılacak Paracelsus’a ilham kaynağı olacaktı.

Konuyu dağıtmadan konseyden devam edelim…

Venedik ve diğer merkezlerde olduğu gibi, Floransa’da da konseyin haberi olmadan kuş dahi uçamazdı.İşte meşhur Machiavellimiz 29 yaşına bastığında Floransa’nın 10’lar Konseyi’ne genel sekreter olarak atanmıştı.

Floransa’nın 10’lar Konseyi, Machiavelli’nin zihinsel gelişiminde önemli bir rol oynamıştı. Machiavelli, konsey tarafından genel sekreterliğe atandıktan bir süre sonra Padua Üniversitesi’ndeki astronomi hocası BartolomeoVespucci’nin yanına gönderilmişti. Burada yıldızların insanlar üzerindeki etkisinin nasıl kırılabileceği üzerine çeşitli çalışmalar yapan Machiavelli şu sonuca varacaktı:

‘’Akıllı insan yıldızlara hükmedebilir. Ancak adımlarını değiştirmelidir. Bugün böyle atar, yarın başka türlü…’’

Machiavelli, Vespucci’den aldığı derslerden öylesine etkilenmişti ki, vardığı sonuç yazacağı meşhur ‘hükümdar’ adlı eserin temel noktalarından birini oluşturacaktı. İdeal hükümdar, sonuca giden yolda her yola başvurmalıydı. Bu yollara başvurduğu için kınanmamalıydı. Çünkü bir hükümdar yıldızların etkisini ancak ve ancak bu şekilde kırabilirdi. Machiavelli’nin doktrinine göre bir hükümdar bir gün verdiği söylevi, ikinci gün yalanlayabilirdi. Kısacası günümüzünkaypakve namert siyasi litaratürünün alt yapısı Machiavelli’nin doktrininde yatıyordu.Doktrin, 10’lar konseyinin parasal desteği ile Avrupa’da bulunan tüm devletlere karşı propaganda aracı olarak kullanıldı. Yeni siyaset biliminin kurucusu ilan edilen Machiavelli, milli ordu ve milli bir para sistemine geçişi dile getiren ilk kişi sayıldı.

Yalanın gürültü etmesi misali, aynı çağda adalet timsali ve imparatorunu adalet karşısında sorgulayabilen bir Türk devlet bilinci karşısında; Machiavelli gibi bir zorbanın yazdığı ve sistemini üzerine oturttuğu kaypaklık kriterleri; yine onu yetiştiren konsey tarafından tüm dünyaya siyaset biliminin ana hatları olarak ilan edildi.

Uygulanan bu sahte propaganda faaliyeti bilim, sanat, siyaset, edebiyat vs. her alanda gerçekleştirilmiştir. İtalya dışında bu propaganda faaliyetlerine maruz kalan ilk hedef İngiltere olmuştur. Çünkü İngiltere, hem ekonomik olarak hem de siyasi güç bakımından Fransa ve Alman İmparatorluğu gibi devletlere karşı daha sistemsiz idi.

Machiavelli’ninölümünün ardından hükümdar adlı kitabı özellikle İngiltere’de çok sattı veya sattırıldı. O dönemin Avrupa’sında çok satan Machiavelli’nin kitabı ile birlikte bir başka kitap daha vardı ki bu kitabın ‘Hükümdar’ ile birlikte okunması öneriliyordu. (Hala Oxford’ta önerilmeye devam ediliyor.)

Kitabın orijinal adı: VoeuxduPaon idi. Kitap, 1302 yılında Jean de Longuyon tarafından yazılmıştı. Jean de Longuyon, VoeuxduPaon'datüm batı alemine ve tarihinedokuz lord dediği kadim atalarını tanıtıyordu. Dokuzlardan, üçü yahudi, üçü pagan ve üçü de hıristiyan idi. Avrupa tarihinde üç karşıt dinin bir araya geldiği tek teolojik unsur ‘Dokuzlar’ hakkında yazılanlardı. Longuyon kitabında dokuzlardan kadim krallar olarak bahsediyordu.


Longuyon’un kitabının batı tarihinde bıraktığı izler pek gündeme getirilmemiştir. Özellikle ülkemizde sürekli dışarıdan yönetilen İlluminati, Gül-haç, Tapınakçılar vs. vs. vs. gibi konular artık kurulu düzene para kazandırır hale gelmişken; gündeme getirilmeyen Longuyon’un kitabında; Tapınakçıların kökeninde ‘Dokuzlar’ felsefesinin olduğu yazılmıştır.

Longuyon’un kitabından ilham alarak batının her önemli şehrinde edebiyattan mimariye, sanattan ekonomiye kadar birçok alanda az ama çok önemli izler bırakılmıştır. Kim adına? Dokuzlar adına… Bu izlere kısa örnekler verelim…

Edebiyat alanında Dokuzları anlatan en önemli eser Londra’da 16. Yüzyılda basılmıştı. Kitabın ismi: Nine Worthies of London idi. Kitapta, Londra’da kümelenen ve İngiltere krallığına gizlice hizmet veren 9 lorddan bahsediyordu.


Ayrıca bu 9 lord geleneğinin diğer şehirlerde de olduğunun altı çiziliyordu. Kitapta, özellikle iki şehir devletinden bahsediyordu. Venedik ve Floransa…

Kitabın etkisi o kadar derinden hissedildi ki; İngiltere’nin yaşadığı buhran sonucu devleti kurtarmak için dışarıdan ithal kral olarak çağrılan III. William, ‘Dokuzlar’ adıyla gizli bir meclis kurdu. III. William’ın, bu meclisi batı tarihinde yer alan dokuz lorda ithafen kurduğu, Kraliçe Victoria döneminde ortaya çıkacaktı. William’dan sonra ‘dokuzlar meclisi’ İngiltere’yi yönetecek onuncu kişiyi seçecekleri sistemin alt yapısını kurdu. Günümüzde bu durum hala devam etmektedir. İngiliz başbakanları seçilen onuncu kişi olduklarını sembolik ifadeler ile ehline haykırmaktadırlar.


(Daha önce On Altı Yıldız’da yazdığım bir yazıda Victoria dönemine değinmiştim. O linke tıklanıp site incelenirse III. William dönemine ait bilgiler bulunabilir.)

III. William’dan Kraliçe Victoria dönemine kadar geçen süreç de dokuzlara yapılan en önemli atıf, 1792 yılında İngiliz Büyük Mason Locası’ndan gelecekti. İngiliz Büyük Mason Locası tarafından basılan ve locayı içeriden anlatan tek kitap ‘TheBirthandGrowth of Grand Lodge’ adlı eserde; 1792 yılında locada geçen konunun metnine yer verilmişti.


Mimari alanla devam edelim… Dokuzları anlatan en önemli mimari eser Almanya’da inşa edilmişti. Dokuzlara ait mimari eserin sırrı Almanya Köln’de bulunan gizemli bir katedraldedir. Köln’deki bu yapı Alman derin devletinin en büyük sırlarından biridir. Mesela Almanya’nın şeref yoksunu cumhurbaşkanları seçildikten sonra neden ilk olarak bu katedrale gittiklerini açıklasalar bu sırda deşifre olur! Ayrıca dokuz lordu hangi özel el işareti ile selamladıkları da meydana çıkar!


Gelelim en önemli sırra ekonomik alan… Günümüzde 10 yaşındaki çocukların dahi diline düşen 1 doların üzerinde ki dünya hakimiyetine ait semboller herkesin malumu… Bu semboller yorumlayanların ortak vardıkları sonuçlar biliniyor. Mesela senet sisteminin kurucuları ile başlatılan parasal ağın kontrolü sağlanmış ve bu kontrol daima tapınakçılar gibi örgütlerin elinde kalmıştır. Parasal sistemi kontrol edenler kendi kurdukları sistemi geliştirerek günümüzün sömürü düzenini oluşturmuşlardır. Bu anlayış bilerek veya bilmeyerek maalesef dokuz lordun kara düzeninin propagandasından başka bir şey değildir.

Evet, dünya üzerinde dönen parasal bir ağ vardır. Ancak bu ağın kontrolü sürekli el değiştirmiştir. Sırası gelmişken, bir dolar efsanesini geçmişten bu yana sanki hiç değişmeden var olan bir anlayış olarak ortaya atanlara bir cevap verelim.Yazının içindeki sembolik unsurlar olan Fatih dönemi ve Floransa üzerinden misal verelim…

Fatih Sultan Mehmet döneminde bu parasal sistemin kontrolü büyük ölçüde TÜRKLERİN elidedir! Özellikle II. Murat ile başlayıp, Fatih ile devam eden süreçte Türk Devleti’nin dünya satranç tahtasında ki ekonomik üstünlüğünün nedenleri çok dikkatle araştırılmalıdır! Bunlar araştırılırken Ahirun Teşkilatı gibi dönemin en gizli yapılarının varlığı ortaya çıkarılmalıdır ki, ne tür faaliyetlerin isim isim kimler tarafından yapıldığı bilinmelidir.


Resimde gördüğünüz 3 hilal ve 3 dişli asa sembolünü barındıran para 14-16. yüzyıllar arasında uluslararası sisteminde en çok kullanılan paradır! Bu zaman zarfında,döneminin bir doları olan bu para, Floransa ve Venedik merkezli iki bankadan çıkmıştır. Dokuz Lordun düzenine ait en büyük sırlardan biri bu paranın varlığıdır! Bu paranın önemi üzerindeki sembollerden ileri gelmektedir.

Kadim çağlardan bu yana süregelen mücadelenin taraflarına ait semboller bu paranın üzerine açıkça işlenmiştir. Dokuzların tridentine (3 dişliasa) karşı, Göğün ve yerin muhafızı Türk’ün üç hilal sembolü… Şurası unutulmamalıdır:

Paranın basıldığı süreç zarfında ve döneminin dünya güç dengesi içerisinde Türk Devleti, sembolünü küresel para sistemine işletecekkadar ekonomik ağda söz sahibi olmuştur. Tekrar yazıyorum… İşin bu kısmı hala karanlıkta araştırılmayı beklemektedir! Bu araştırmalar bir an evvel işin ehli tarafından yapılmalıdır. Çünkü dünya öylesine günlere gebedir ki, bugünün 1 dolarının ve üzerindeki geçmişin hafızasını unutturan sembollerin sahipleri; üzerinde sadece üç hilal bulunan paraları kullanmaya mahkum olacaklardır!Devam edelim…

Semboller Savaş’ı, kadim öğretilerin el altından uygun kişilere öğretilmeye başlandığı çağlardan bu yana çok ama çok önemlidir. Aynı dönemin insanları Fatih ve Machiavelli, semboller savaşının kişileştirilmiş taraflarıdır…Üç hilal ve üç dişli asa ise semboller savaşının bilince hitap eden unsurlarıdır.

Kadim çağlardan bu yana üstünlük şerlilerin eline her geçtiğinde; Türk’e ait semboller ya unutturulmaya çalışılır ya da çarpıtılarak çağın hafızasına şerlilerin istediği şekliyle yerleştirilmeye çalışılır.Buna karşı göğün ve yerin muhafızı Türk Devleti ise; hem karşı tarafın hem de kendi sembollerinin varlığını ve sırlarını unutturmaz!

Devletimizin en zor anında dahi kadim mücadeleye ait tüm kodlar milletimizin hafızasına özel olarak yerleştirilir. Biz bir doların üzerindeki sahte ve kısa süreli hakimiyet düzeninin reklamını yaparken; Türk Devleti, kadim sırlarını en kutsal alanında tüm milletine ant içtirerek korur! Türk Devlet sistematiğinde bunun en son örneği İstiklal Marşı’dır. İstiklal Marşı’nda geçen şu dizeler, kadim mücadelede ki semboller savaşına ait büyük sırların kodlarını barındırmaktadır:

‘’Garb'ın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar;

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar

‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?’’

Bu dizelerdeki sır şudur: Üç dişli asanın iki dişi kadim Türk Devleti tarafından parçalanmıştır! Türk’ün kıyamete kadar düşmanı olacak namertçe kurulacak sistem peşinde koşanlar iki önemli yenilgi almıştır! Bu yenilgiler dizelere sır olarak işlenmiştir!

Üç dişin ikisini kıran kodlar Kadim Türk tarihinde ilk kez Deruni Devlet Kutsal Halı’da açıklanmıştır. Üç dişe karşı; Tanrı tarafından İstanbul’a verilen ilimle döğülen 3 kılıç! Kılıcın ikisi görevini yerine getirmiş ve iki dişi paramparça etmiştir! ZÜLFİKAR’ın sırrı… (Bu sembolik ifade kadim tarihteki iki büyük zafere işarettir.) Sıra son kılıcın, Hz. Davud’un kılıcının sırrının meydana çıkmasıyla asanın son dişinin paramparça edilmesine gelmiştir!

Gelmiştir ama namertlerde boş durmadan çalışmaktadır. Onlarda farklı yöntemler ile sembollerini bilinçlere düzenli aralıklarla fısıldamaktadırlar. Mesela günümüz İngilteresinin en gizli ve uzay çağına ait savunma ve silah sistemleri projesinin ismi TRİDENT’tir. Bu proje kapsamında yüksek gizlilik derecesinde gizli operasyonlar yürütülmektedir. Bunlardan biri, başarılı olmak için fırlatılan ancak hala açıklanmayan bir nedenle başarısız olan nükleer füze denemesidir. İngiltere, Trident projesi kapsamında fırlattığı bu füzeyi hangi ülkeyi haritadan silmek için yolladığını er geç açıklamak zorunda kalacaktır. Konuyla alakalı iki soru soralım. Füzenin hedefinde ki ülke Türkiye Cumhuriyeti olabilir mi? O füzeyi hangi el dalga geçercesine yörüngesinden çıkarıp Amerika’ya yönlendirmiştir?

Namertler ne yaparsa yapsın muradullah işliyor GökTürk’ün çağını başlatmak üzere…

Türk Devletini tasfiye ettik diye uluslararası medyaya manşet attıran şerefsizler, bu devlete ÖLMEZ TÜRK kodu neden verilmiştir hiç düşündüler mi?

Atamız İSTANBUL ve KILICI SAHİPSİZ DEĞİLDİR! Atamız İSTANBUL’UNüzerine sırlarını işlediği kılıç kınından çıkmıştır! Kılıcın kınından çıkarken çıkardığı HİLAL’İN SAYHASINA AİT SIR; İstiklal Marşı’nın notalarında saklıdır!Kılıcın kınından çıkarken çıkardığı sesten ürkenler harekete geçmiştir. Asalarına ait son kalan dişin sırrını korumak üzere…

İnsana hitap eden her alanda ruhtan yoksun, haktan yana olmayan ve namertçe düzeni kurmaya çabalayanların karşısında Bozkurt kodlu bir millet ÖLMEZ TÜRK’ÜN sırrıyla şaha kalkıyor! O Bozkurt ki, bozgunculuk yapıp, her yolu mübah gören kaypakça, namertçe düzeni kurmaya kalkanların başında, düzenlerini başlarına yıkmak, hilalin üç şartını korumak ve hakkın adaletini sağlamak için kıyamete kadar muhafız olarak bekleyecektir!

Dedem ile başladık… Onunla bitirelim vesselam.

‘’Bozkurt ile kıyamete kalan

Yalan dünya değil misin?’’

Pir Sultan Abdal

BARAN AYDIN

baranaydin88@gmail.com

11.08.2017








Bu yazı 6,529 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (4)
  • Hasan Hüseyin / 8 Ekim 2017 03:24

    düzeltme

    hocam merhaba,paranın üzerinde 3 hilal yok,süsen çiçeği var, asa da 4 dişli
  • / 9 Eylül 2017 22:24

    Dunya savasi z

    Bu filmde de dokuzlar ve onuncu adam konsepti isleniyor.
    Israilde dokyz kisilik bir ekip var bir de onuncu adam var: dokuzlarin gormedigini gormekle gorevli.
  • Buğra Ayyıldız / 9 Eylül 2017 03:35

    Kalpten sevgilerimle

    Naçizane görüşümdür Baran Beye.Askerliğimi Mardin de yaparken Süryanilerin ataları olan Keldanilerin inançları ile ilgili bir şeyler okumuştum:İnançları 3 türlüydü ve beraber iç içeymiş.1. Bir dünya tanrısı ve 9 uzay tanrısı var ama dünya tanrısı lider.2.9 uzay tanrısı ve bir dünya tanrısı var ve hepsi eşit.3.1 dünya tanrısı ve 9 uzay tanrısı var ama 9 lar lider.Bu üç inancın içiçe olduğu sadece liderlikte anlaşamadıkları ortada Kağanımızdan öğrendiklerim kadim düşmanlarımızı tanımamı ufkumun açılmasını sağlarken bir şey kafama takılırdı inanç olarak aynı olmalarına rağmen içiçe geçmiş bir durum vardı.Bu olabilir mi bilmem benim ki acizane bir tefekkür.Kulbak Ata serisinde Melekler ağlarkende Orkhan atabegin yazılarında aralarında bazı ithilaflar hatta iç savaşlar çatışmalar olduğunu öğrenmiştik.Son olarak Türk devletinin Allah ın izniyle hepsini yeneceğine inancım tamdır
  • Gülen Bakkaloğlu / 4 Eylül 2017 17:10

    Çok, çok teşekkür ederim.




Bu yazarın diğer yazıları







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar