Emir Yıldızdan

Köşe Yazısı

Emir Yıldızdan

buulkem@gmail.com


1 Ocak 2017
font boyutu küçülsün büyüsün

Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat-1


Tarikatlar-Cemaatler ve İstihbarat

Zor ve sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. Tarih boyunca benzer dönemleri yaşadığımız da çok olmuştur ama Türk milletinin varlığı bugüne kadar devam edegelmiştir.

Zor bir milletiz ve stratejik bir coğrafyayı kendimizi yurt edinmişiz. ABD Başkanı Bill Clinton 1999 yılı Kasım ayında Türkiye’ye geldiğinde yaptığı konuşmada: “Beyaz Saray’da her sabah uyandığımda dünya haritasına bakarım. Gözüm sürekli Türkiye’ye ilişir. Ülkeniz dünyanın merkezinde ve en kritik coğrafyasında bulunuyor.” Demişti.

Binlerce kilometre uzakta bir devlet başkanının gözü her sabah Türkiye’nin üzerinde. Bunun gibi pek çok devletin, örgütün, istihbarat kuruluşlarının  gözü hep Türkiye’ye çevrili. Bu yüzden Türkiye üzerinde her zaman planları olanlar olmuştur, olacaktır da.

Ben temelde savaşa ve mücadelelere Âdem ve Şeytan arasındaki mücadele olarak bakarım. İşin mihenk noktası olarak bu temeli alırım. Tepe nokta olarak burayı aldıktan sonra diğerlerinin kimin yanında yer aldığına bakarım. Zaman zaman iş o kadar girift hale getiriliyor ki, kim kimin safında belli olmuyor. İşte bu belirsizlik noktasında da insanlar tuzaklara düşüyorlar.

Türkiye üzerinde emeli olanlar elbette dışarıdan açıkça gelip müdahalede bulunmuyor. Böyle bir müdahalenin adı ise zaten savaştır. Ne yapıyorlar; Türkiye’nin içerisindeki yapıları kullanıyorlar. Konumuz cemaatler ve tarikatlar olduğu için bu yapı üzerindeki yabancı istihbaratların oyunlarını ele alacağız. Burada toplumuzun dini duygularını ve iyi niyetini kullanarak bize karşı silah olarak kullanıyorlar.

Kur’an’da: “…ve çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın…” (Lokman, 31/33)

Bu ayet bize bir uyarıda bulunuyor. Bu ayet, insanları, Müslümanları uyarıyor. Demek ki, Şeytan bizi aldatmak için bir yol  daha  bulmuş ve Cenab-ı Allah bizi uyarıyor.

Doğru yolda olduğunu sanan nice insan var ki, Şeytan’ın askeri olduğunun farkında bile değil.

Tasavvufu öğrenmeye çalışan birisiyim. Literatürü de az çok bilirim. Hakiki tarikatların da var olmasından ve yaşamasından yanayım. Ama şunu da biliyoruz ki, gerçek tarikatlar o kadar azaldı ki. Gerçekten insana edep, erkân öğreten onların seyri sülüğünü tamamlayan çok az tarikat var. Çoğu tarikatın,  içi boşaltılmış. Öyle ki  manevi olarak yetkilendirilmemiş kişiler posta oturmuşlar.

Bir hadisi şerifte: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, kurtuluşa eren fırka (Fırka-ı Naciye) dışında kalan yetmiş iki fırka cehenneme gidecektir." Denilmektedir. Ama hangi cemaate, tarikata  sorsan kendini  o bir fırka sayıyor. Hiç kimse “acaba o 72 fırkanın içinde biz de olabilir miyiz?” diye düşünmüyor.

Cemaat ve tarikat arasındaki ayrımları bilmemiz gerekir. Burada beraber anmamızın sebebi; yapıların işleyişi arasındaki farklardan dolayı değil,  bu yapıların nasıl kullanıldığını örneklememiz açısındandır.

İslam birlik olmaya önem verir. Hak olanın yanında yer almak bizim vazifemiz. Bir topluluğun yanında değil, hak olanın, doğru olanın yanında durmamız gerekir. Yanlışa düşmüş milyonların arkasından; topluluk, cemaat, tarikat diye takılır giderseniz Hak’tan uzaklaşmış olursunuz. Yanlışa düşmüş topluluğun yanında, peşinde olmaktansa tek başına hakikatin yanında durmak daha önemli ve doğrudur.

Şimdi bu girizgâhtan sonra gelelim asıl anlatmak istediğimiz tarikat ve  cemaat yapılanmalarındaki istihbarat  örgütlerinin etkisine. Aslında bu bir kitap konusu kadar önemli ama burada ana fikirlerle meramımı anlatmaya çalışacağımı ümit ediyorum. Bu anlattıklarım benim şahsi fikirlerim kimseyi bağlamaz ama düşündüklerimi, gördüklerimi ve yaşadıklarımı da yazmalıyım.

Hz. Ali (ra) bir sözü var: “En tehlikeli düşman, bize benzeyip de bizden olmayandır.”

Ne güzel bir tespit. Bu söz bizim şimdi yaşadığımız sıkıntıları ne de güzel anlatıyor.

Burada -çok az olan hakikilerini tenzih ederek- cemaat ve tarikatların işleyişleri ilgili düşüncelerimi paylaşayım:

Ülkemizde bir tarikat veya cemaat elbette yabancı bir isim  etrafında oluşturulmaz. (Tarikat silsilerini  kastetmiyorum.) Örgütlenme için bizden biri olması lazım.  Açıktan bir İngiliz, Amerikalı, bir Alman gelip; şeyh, lider, efendi vs. olamaz. Bunun için bizden birinin posta oturtulması, lider yapılması lazım.

Bizden biri bulunup; cemaatin, tarikatın başına oturtuldu mu sonra insanları onun etrafında toplarlar. Buradaki şeyh, lider, efendi istihbarat örgütlerinin kontrolündeki kişidir. Gerçek  islam’dan, tasavvuftan, tarikat işleyişinden söz edilemez. Ama  bu sahte yapı ve onun başındaki kişi, gerçekleri ile  aynı argümanları kullanırlar. Gerçeği ile sahtesini ayırt etmek zorlaşır. O yüzden yukarıdaki lokman suresindeki ayeti özellikle verdim.

Bizim dinimiz hep aklı ön planda tutmuş, düşünmeyi öğütlemiştir. Kuran’da şu uyarılarla sık karşılaşırız: 

-Siz hiç düşünmüyor musunuz? 

-Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti.  

-Allah düşünüp anlayasınız diye size âyetlerini böyle açıklar. 

-Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz? 

-Düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ibret alsınlar.

 

Zaten İslam’da aklı olmayanın sorumluluğu da yoktur. Aklı olmayanlara da lafımız yok.

Şimdi cemaatin, tarikatın başına yerleştirilen bu sahte  lider, şeyh, efendi  etrafında toplanan kalabalıklar  ‘BİR KİŞİ’ üzerinden kontrol edilir ve yönlendirilir. Böyle bir yapıyı da  kimse tek başına bırakmaz. İşte burada istihbarat kuruluşları (elbette yabancı istihbaratları kastediyorum) birbirleri savaşırlar. Böyle bir yapıyı kimse birbirine kaptırmak istemez. Düşünsenize bir kişi üzerinden milyonlarca kişiyi ve onların bağlantılarını kontrol edebiliyorsunuz. Böyle bir yapı hangi istihbarat örgütünün iştahını kabartmaz?

İstihbarat kuruluşları bir kişiyi kontrol edince, milyonlarca kişiyi kontrol ettikleri bir yapıyı elbette kolay kolay bırakmak istemezler. Bu istihbarat kuruluşları açısından bulunmaz bir fırsattır ve maliyeti de çok düşüktür. Dünyada böyle bir sistem yoktur. Bu yüzden cemaat, tarikat üzerinden bir savaş yürütülür. Bunun için dikkat ederseniz Türkiye’de pek çok cemaat, tarikat yapılarında baştaki pek çok kişi ya öldürülmüş veya şaibeli kazalarda hayatlarını kaybetmişlerdir. (Hayatını kaybeden kişilerin istihbarat kuruluşları ile ilgisi var demiyorum, örnek olarak veriyorum.) Ölen kişinin yerine kim oturacağı da tartışma konusu olur, cemaatler ve tarikatlar gelecek kişi üzerinde anlaşamadıkları için de zaman zaman bölünürler.

O sahte şeyh, lider, efendi  bütün cemaatini, tarikatını bu istihbarat kuruluşlarına satar.

Türkiye’deki bu yapıların üzerinde en çok  BND, CİA ve MI6  faaliyet yürütmektedir. Hatta bu cemaatleri ve tarikatları kendi aralarında  paylaşmışlardır. Falan yapı, falan istihbarat örgütü ile ilgilidir diyebileceğimiz spesifik örnekler de vardır.

Bakın bunu bir tarikat lideri söylüyor, ne kadar doğru bir tespit:

“Bana da tabi olmayın! Bana tabi olursanız, beni sıkıştırırlar. Ondan sonra, "Sen bu adamlarına şöyle yap!" derler. Bana da tabi olmayın, İslâm'a tabi olun! Allah'ın emrine tabi olun!”

Bunu dikkatinizi çekerim bir tarikat lideri söylüyor. Belli ki bu kişi oyunu görmüş ve feryat ediyor.

Bu ülkenin insanlarını ve imkânlarını kullanarak ülkemize savaş açıyorlar.

Dikkat ederseniz Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki isyanların çoğu dini argümanlarla şeyhler üzerinden çıkarılmıştır.

Bu yapılar Osmanlı’da nasıldı? Nasıl kontrol ediliyordu? Her önüne gelen cemaat-tarikat kurabiliyor muydu veya posta oturabiliyor muydu?  Bunları irdelemek lazım. Osmanlı nasıl çözüm bulmuştu? Şimdi bizim neler yapmamız lazım?

 

Devam edecek…

 

Emir Yıldızdan         

buulkem@gmail.com   

Twiter:@emiryildizdan

6 Aralık 2016 








Bu yazı 3,506 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar