Oktan Keleş

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com


6 Haziran 2013
font boyutu küçülsün büyüsün

Dijital Nazar ve Yürüyen Mobeseler (Esrar-ı Google-1)


 

 
Google’ın yasallaşmasını beklediği, ileri seviyede teknoloji içeren bilgisayarlar. Google kullanıcılarına has; sadece onlar kullanabilir. Lens bilgisayar teknolojisi malum. Yaşadığımız şu günlerde, özel lens olarak üretilen, uzağı yakın eden, dürbün özellikli bilgisayarlar ve gözle yönlendirilen cep telefonları dünya pazarına sürülüyor. Şimdi ele geçirdiğimiz bilgi ise, çok korkunç gibi görülse de, teknolojinin bugün geldiği noktada artık sıradan sayılabilir.
 
Bizim bu yazımızda anlatacaklarımız yukarıdaki teknolojilerle ilgili değil. Bu anlatacaklarımızın yanında yukarıdaki gelişmeler sıradan sayılır.

Dünya medyasında ilk defa yer alacak olan bu bilgi oldukça ürkütücü sonuçlar doğurabilecek yeni bir buluş.

Şimdi aşağıdaki habere dikkatinizi çekmek istiyorum: 

 


Cep Telefonu 40 Yaşında 

“Mühendis Martin Cooper'ın cep telefonuyla yaptığı ilk konuşmanın üzerinden tam 40 yıl geçti.

Motorola şirketinde görevli Cooper, New York'un 6. Caddesi'nde Motorola DynaTAC model telefonla 3 Nisan 1973'te ilk kez ''alo'' dedi. 

Cooper'ın (85) 22 santimetre büyüklüğündeki cep telefonu 1 kilogramdan ağır ve 20 dakika konuşma süresine sahipti. Telefon, 10 saatte şarj edilebiliyordu.


 


Ekibiyle Ulusal Mühendislik Akademisi'nin dağıttığı Draper Prize ödülüne layık görülen mucit Cooper, geçen yıl teknoloji dergisi The Verge'e yaptığı açıklamada, cep telefonuyla ilk olarak en büyük rakibi Bell Laboratuvarları'ndan Joel Engel'ı aradığını belirtmişti.” http://www.sabah.com.tr/Dunya/2013/04/03/cep-telefonu-40-yasinda  

Cep telefonu ilk defa 1973 yılında kullanılmış. Peki acaba dünya piyasasına ne zaman sürüldü? 

Hep söyledik, teknolojik bir icat ilk bulunduğunda hemen piyasaya sürmezler. İlk önce çeşitli amaçlar için kullanılır. Bilgi sızması ve pazarın oluştuğu konjonktürel ortamlarda, seri üretimlerle insanlıkla buluşturulur. 

Bundan 15-20 sene önceki, “Takoz” diye adlandırılan ilk cep telefonlarını hatırlayın. O dönemki insanlara “Benim telefonum gözle hareket ediyor.” denseydi, insana gülerlerdi.

Ama artık teknolojik olarak o da gerçekleşti: 
http://www.cnnturk.com/2013/bilim.teknoloji/03/06/yeni.galaxyye.gozle.kontrol.geliyor/699011.0/index.html

Ama bugün piyasada bu sızma dediğimiz unsurlar insanlık için bilgisine sunulur ki sebebi şerlilerin planlarına bir sekte olması içindir.  Ama unutulmamalı ki, “Allah çalışana verir.”

Şimdi gelelim asıl konumuza:

 

Google’ın Yeni Projesi “Kara Tabletler”  

“Kara Tabletler” dediğimize bakmayın. Piyasada ki birçok tablet kara, siyah. Bizim kara dememize sebep, projenin kara olması.

Ürettikleri örnek bilgisayar özellikleri, özel bir kristal mercekle, lazer prensibiyle çalışan; mor ötesi ve kızıl ötesi ışınları algılayan bu mercek, insanın göz retinasını şifreleyerek çalışıyor. Yani bir kere şifrelenen bilgisayarı bir başka kimse açamayacak; sadece gözün sahibi açacak. Bunu şöyle kısmen düşünseniz de aynı teknolojiden bahsetmiyoruz. (Göz tanıma program şifreleri ile açılan kapılar vs.) Burada insanın göz retinasına müdahale söz konusu, özel mercek teknolojisiyle. Retina milyonlarca hücre içerir. Bunların bir kısmı renkleri bir başka kısmı ise siyah ve beyazı yansıtır. Kırmızı bir “ZAR” gibidir. “Retina” bu kırmızılıktan, kızıllıktan ismini alır. 

 

Çalışma sistemi kabaca şöyle:   

Bilgisayarın karşısına oturuyorsunuz. Merceği devreye sokuyorsunuz. Belirlenen sürede, gözünüzle merceğe bakıyorsunuz. Mercek, göz retinasına yolladığı belli frekanstaki ışınları, retina bilginizle geri alıyor. Aynı anda, retinaya müdahale etmiş oluyor. İşte fark burada başlıyor. Kullanıcının göz retinasına yapılan bu müdahale, göze bir enerji yüklüyor. (Bu enerjiyi zihninizde siz şekillendirin.) Süresi şu an bilinmiyor. Belki 1 saat belki 1 gün etkisi sürecek bir enerji (negatif anlamda). Artık o göz,  bakışları ile başka cihazları bozabilecek, etkileyebilecek bir konuma geliyor.

İlk 100 bin kişi tasarlanıyor. Şimdi düşünün: İlk 100 bin kişi bu noktada, topluca; adeta hipnoz gibi negatif bir göz enerjisine sahip. Bu durum, Kur’an’daki şu ayetleri ne kadar andırıyor değil mi… 

* “Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.” Mümin / 19

* “O inkar edenler Zikr’i işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devirivereceklerdi…” Kalem / 51 

 
Ayetlerde “gözleri” ifadesi çoğul olarak kullanılıyor. Toplu bir bakış. Bir seans adeta. 100 bin kişi, 200 bin göz. Bunu 1 milyon kişi ile de yapabilirler. 

“Dijital nazar” deyip geçmeyin. Yine elektronik ve dijital cihazların yaydığı radyasyon, insanlık dahil herşeyi etkilediği, bilimsel olarak kabul edilmiştir. Uyuşukluk, halsizlik ve uyku hali en masum yan tesirleridir. Şimdi, 100 bin kişinin topluca, göz retinasından yüklenmiş negatif enerjiyi  bir yere yönlendirmeleri ile ne olur, siz düşünün... 

 

 
Kırmızı Gözler


                         


Bir de bu kullanıcılara felsefi bir akım, bir ekol meydana getirsinler. “Google kırmızı gözler toplu ayini” gibi. “Hadi canım sende” diyenleri duyuyor gibiyim. Biz zaten düşünenlere yazdık. Acaba mı diyenlere… Eski kadim bilgilerden, nazar gözler. 

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem)  zamanında Esed oğullarından nazarı değen bir kimse var idi. Üç gün bir şey yemez, sonra çadırın bir tarafını kaldırıp oradan geçen bir deveye bakıp, (Bunun gibi bir deve hiç görmedim) der demez, deve yere düşer hastalanırdı. Müşrikler, bu adamı bulup Peygamber Efendimiz’i nazarla öldürmesini istediler. Cenab-ı Hak da Resulullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) bunun nazarından korumuştur. (www.dinimizislam.com

Bu bilgisayar gözler, bir göze bağlı olacak. Bir tek o sizin gördüklerinizi görecek. Yürüyen mobeseler. Benim gözüm bir kamera oluyor. Birkaç işlemden sonra, siz nereye bakıyorsanız, tekrar bilgisayara, merceğe döndüğünüzde , uydu teknolojisi ile sizin gördüğünüzü, o kişi görecek.

Bu bilgisayar toplumun hangi kesimine satılacak; felsefi olarak ekol oluşturularak mı, yasa ile mi, ödül ile mi, bu kampanyaya gönüllü katılanlara mı; onu zaman gösterir. Ama bildiğimiz, şu anda bu teknoloji var.  

 

 
Retinaya Kayıt  

Plak kayıt sistemi. Taş plak teknolojisi 1800’lerin sonunda, kum ve ziftten yapılan ve plak adını taş gibi olmasından almış bir teknolojidir. Yani zift ve kum, plağı taş şekline sokmuştur. Zaten kumun ana maddesi de taş olmasından, bu ibare kullanılır. Konumuz ile ilgili olan kısımsa, bir maddeye bir sesin, bir dalganın haps edilmesinin ispatıdır; yani kayıt. Daha sonra, kasetlerdeki ince zar gibi şeritlere sesin kaydolması da malum. Aynı şekilde görüntülerin de. Şimdilerde CD teknolojisi  de aynı prensiple çalışmakta. Nano teknolojiyle, lenslere bilgisayar işlevini yüklemekleri de malum. Şimdi ise üzerine kaydolunan nesne gözün retinasıdır. Yani “bu olmaz” demeyin. Bu, bugün mevcuttur. Cinayet olaylarında kullanılan bilimsel bir yöntem var: İnsan öldüğü zaman, göz bebeklerinde, görmüş olduğu son görüntü hapsoluyor. Bilim adamları bunu ispatladılar ve bazı olayların açığa çıkmasında bu metottan faydalanıyorlar. Bizden söylemesi.

 

     
Gözdeki Sırlar  

* İnsan vücudunun anten olma özelliği; verici olma özelliği, bugün bazı cihazlarda kullanılmakta ve aynı zamanda, insan enerjisi yürüdükçe dinamo, batarya görevi görmektedir.

* Gören beyindir. Ama sebep? Sebep gözdür. Yani gözün işlevi. Dolayısıyla bakan, gören gözdür. Beyin ise algılayandır. 

* Şimdi, negatif teknolojik NAZAR oluştuğunda, bunu önleyecek ne olabilir? İpucu olarak, saat ve bilgisayarlarda bulunan atom taşlarını (rubinler) düşünün. Evet, cevap ne olabilir? Bunlar henüz teknolojide başlangıçlar. İleriki günlerde gelişmelerden haberdar edeceğiz. 

Bütün bu projelerin başında Ray Kurzweil ve ekibi var; yani Singularityciler.(Singularitycilerin Scientology ile alakası yoktur. Singularity ayrıdır Scientology ayrıdır. Kavramları karıştırmayalım.) Şimdi bir soru: Bu kayıt sistemine görsellik de eklenirse; yani retinaya çok güzel bir cennet veya cehennem filmi kayıt edilirse, Peygamberimizin Deccal hadislerindeki sır meydana çıkmaz mı? “Deccal cennet ve cehennemi gösterecektir.” Yani irademiz dışında, biri gözlerimize sözde cennet ve cehennemi getirmiş olsa, bu yeni durum Hasan Sabbah’ın ruhuna Fatiha okutur mu okutmaz mı? Müslümanların artık Deccal, Dabbe, Yecüc Mecüc, Zülkarneyn, Mehdi ve buna benzer bir çok bilgilerini yenilemeleri gerekmektedir.  

Soru: Google niçin yüzük üretiyor?

Saygılarımla.


Oktan Keleş


oktankeles@gmail.com

onaltiyildiz@gmail.com

11.04.2013








Bu yazı 8,687 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar (3)
  • yedi dokuz yedi / 16 Haziran 2013 11:39

    kırmızı gözler

    zaten deilmi yakut kırmızı gözlerde ateşin rengi yani yakut.he birde unsuru hava olursa yani mavi yani afir ne olur o zaman en basitinden söyleyeyim bir sır olayın ayrıntısını bu efer onun üstünde seyredebilirsin tv gibi veya mavi boncuk gibi tesir edebilirsin veya bütün teknolojik ucak ve makinelri durdurabilirsin .:))) elamun aleyküm ama bunlarada ilahi izin ve ilim olmasi lazim sıradan kişilerin işi deil
  • yedi dokuz yedi / 16 Haziran 2013 11:35

    rubinler

    rubinler yani afir ve yakut hoşgeldiniz :)
  • mustafa recep kolcu / 12 Haziran 2013 15:15

    Eyvallah Oktan Abi

    Ufuk açan yazınız için teşekkür ediyorum.




Bu yazarın diğer yazıları







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar