Oktan Keleş

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com


14 Ağustos 2012
font boyutu küçülsün büyüsün

Türk Milletini Kandırmayın


Türk Milletini Kandırmayın

 

Defalarca yazdım, çizdim;  “PKK vs. bahane edilerek Türkiye, Suriye bataklığına çekilmeye çalışılıyor” diye. Hatta “Esad’a bir suikast düzenlenip, bunu da  Türkiye’nin üzerine atabilirler” dedim. Bir ay geçmedi, Esad’ın Sarayı’nda üst düzey bir generale suikast düzenlendi. Hedefin Esad olduğu ve suikastın arkasında Türkiye’nin olduğu ima edildi. Medyada bu olay yeterince yer aldı.

Türk Hükümeti açıktan Suriye’yi düşman tanımlaması ile itham etti. Bu arada özellikle yabancı basında Türkiye’nin Suriye’deki rejim karşıtlarını desteklediği gündeme getirildi. İçeride de  yandaş medya  günlerce, “Esad’ın askerleri şöyle yapıyor, böyle yapıyor” diye manşetler attı.

Şimdi gelinen noktada, tüm bunların ABD’nin  propagandası olduğu açıkça meydana çıktı. Aynı yandaş ve ufuksuz medya, uçağımız düştüğünden beri “aman savaşmayalım, kazanımlar gider, hatta ekonomi batar”  gibi analizleri yayınlamaya başladı. Sizi gidi düzenbazlar, rahatınız kaçacak değil mi? Biz, “savaşa girmeyelim” dediğimizde tepki gösterenler olmuştu. Şimdi ne oldu? Türk Ordusu dimdik ayakta değil mi? Çok şükür…

Şimdi konuya dönelim;  Sayın  Başbakan bağırıp çağırıyor, sonra hepsi fos çıkıyor. Yani dış politika açısından. Yoksa kendi Milletine bağırıp çağırdığı zaman, derhal gereği yapılıyor. Mesela dış politika ile ilgili Sayın Başbakan ne söylemişti: “ NATO’nun  Libya’da ne işi var?”  İki gün sonra da tam tersi söylemde bulunmuş; “ NATO orada (Libya’da) gerekli” demişti. “Mavi Marmara’nın hesabı sorulacak”  demişti aradan uzun zaman geçti, tık yok!Üstelik son 1,5 yıldır üst düzey ihaleler İsrail asıllı iş adamlarına veriliyor. Bu konu Meclis’te araştırılsın, hatta bu konuda  gensoru verilsin. Kimse kimseyi kandırmasın. Araştırılsın bakalım, İsrailli iş adamları adına hangi firmalar ihaleleri alıyor?

Devam edelim, Peygamberime (sav) hakaret eden, Danimarka Başkanı Rasmussen’in adaylığına karşı çıkan Türkiye, önerilen paketi kabul ederek Rasmussen’in adaylığına destek verdi. Böylece Rasmussen, NATO’nun yeni Genel Sekreteri oldu vs vs.

Şimdi analizimize gelelim:

Uçağımız düşürülmeden önce gündemde ne vardı? Kandil’e girmek değil mi? Ne oldu? Şimdi Kandil konuşuluyor mu? Nasıl da ciddi bir gündem saptırması oldu değil mi? Peki Kandil’e girmemizi kim istemiyor? ABD ve İsrail. Orada Kürt devleti kurdurtmak isteyen Şeytanlar yıllardır o bölgede değiller mi? Neden müttefiklik, stratejik ortaklığın gereğini yerine getirmezler de sadece istihbarat verirler(miş). Stratejik ortaklık, müttefiklik, istihbarat paylaşımı vs. bunların hepsi boş sözler.

Erdoğan  ABD’ye gitti, yine Dağlıca basıldı. Ardından da askeri uçağımız düşürüldü. Tesadüf mü bu? Ya da açılım zırvalarına engel için mi yapıldı? Hadi canım biz de inandık.

Yandaş, Vatikan, İsrail ve ABD’nin ajan gazetecilerinin analizlerine dikkat edin. Sanki hepsi bir elden çıkmış gibi:  Efendim Suriye tek başına değil.  Arkasında Acem oyunu,  İran varmış.Bütün bunlar hep İran’ın işi imiş. Rusya ve Çin bu işin arkasında gölge güçmüş. Yani ne demek  istiyorlar ki bu ajan gazeteciler: “İran vurulmalı!” Peki, İran’ı kim vurmak istiyor? İsrail ve ABD.

Şimdi asıl oyunun, kimin oyunu olduğu netleşiyor mu?..  

Bir başka açıdan da bakarsak; Türkiye’nin Rusya ile enerji başta olmak üzere silah alımı gibi birçok alanda yakınlaşması oldu bu sıralar. Bu kimin işine gelmez? ABD’nin… Peki o zaman ne yapılmalıydı? Tıpkı Soğuk Savaş yıllarında, “Sovyetler gelecek” tehlikesi gösterilerek, Şeytani her plan uygulandı değil mi? Şimdi aynı filmi bir kez daha sahneye koyuyorlar: “Bu işin arkasında Rusya var”  hikâyesi ile. Peki Rusya yok mu bu işin içinde? Yani Rusya Suriye’nin hamisi değil mi?  Tabii ki hamisi. Rusya’nın Ortadoğu’daki son kalesi Suriye’dir. Peki İran’ın bu olay işine gelmez mi? Gelmez olur mu? Suriye, Lübnan ve kısmen Filistin İran’ın ileri oyun alanlarıdır. Bunlar çok doğal. Tıpkı Balkanların, Kafkasların bizim ileri kalelerimiz olduğu gibi.

İşte Şeytani plan bunun üzerine, bu gerçeklik üzerine kurulu. Bu işin arkasında; İran, Rusya var, daha geride ise Çin. Ama bu işin arkasında İran ve Rusya var, diyenler nedense hiç İsrail’i ve Amerika’yı dillendirmiyorlar? Neden mi, çünkü onların senaryolarına göre kalem oynatıyorlar da ondan. Bir de şöyle diyorlar saf saf: ABD bizim stratejik ortağımız, müttefikimiz, hiç öyle şey yapar mı? Yani bize kazık atar mı?

İşte düşman yıllardır içimizde, bunun artık farkına varmalıyız. Muavenet’i vuran ABD değil miydi? O gemimizin müttefikinizce vurulmasını unuttunuz değil mi? Başımıza çuval geçiren stratejik ortağınız değil miydi? Hem müttefikinizin hangi yanlışlıkla(!) yaptıklarını sayalım ki? Siz hepsini unutmuşsunuzdur. ABD herhalde size özel bir unutkanlık hapı veriyor ki, hiç hatırlamıyorsunuz?

Şimdi asıl oyun ne, onu yazalım:

Oyun şu: Uçağımızın düşürülmesini İsrail ve ABD yapmıştır.  Birinci sebep: Türkiye’nin elini zayıflatmak ve başta İran’ı ve Rusya’yı hedef göstererek, İran’a müdahalede için zihinleri iyice hazırlamak ve işi bir adım daha ileri  götürmek için gerekçeler hazırlamaktır.

İkinci sebep: Rusya’yı hedef göstererek, Türkiye’nin Rusya’ya fazla yaklaşmasını engellemektir. Açık bir mesaj verilmiştir.

Bu olaylar olunca, Fransa sevinç çığlıkları atmıştır. Fransız medyasında şunlar denilmiştir: “Nihayet NATO, Suriye’ye müdahale etme gerekçesini yakaladı.” Buna benzer açıklamalar ABD medyasında da dillendirildi. Bu ne demek peki:

Uçağımız düştüğünden beri, içimizdeki ajan, işbirlikçi ABD ve İsrailciler şunu söylediler: “Türkiye bir NATO üyesi ülke. Bu NATO’ya yapılmış bir saldırı sayılır, derhal Hükümet NATO’yu davet etmeli, tek başına bir şey yapmamalı vs.”

Uyan ey Hükümet… Başbakan ne demişti, “Libya gibi bir Müslüman ülkede NATO’nun ne işi var?”

Şimdi de Müslüman halkı olan bir ülkeye, bizzat kendisine NATO’yu çağırttırıp, intikam alacaklar…

Oyun süper değil mi? NATO buraya geldi mi işin Suriye ile sınırlı kalmayacağı çok açık. Ne yazacak tarih? Türkler, Ortadoğu’ya NATO’yu yani  Haçlıları çağırdı ve bu zulümleri yaptırdı.

Hangi zulümleri? Irak’a baksınlar, anlarlar.

Bu durumda Erdoğan’ın ve dolayısı ile Türkiye’nin Araplar üzerindeki sempatisi anında düşmanlığa dönüşecek. Zaten kısmen bu hava oluştu.

Hep söylerim, bu Şeytaniler, “bir taşla, çok kuş vururlar.” Arapçı Müslümanlara bu ders olsun. Müslümanlıkla Araplığın bir alakası yoktur. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur! İstediği kadar bu söylemi beyni sulanmışlar kabul etmesin, gerçek ve tarih bu sözün doğruluğunu ispatlıyor.

Şimdi çözüme gelelim:

Hükümetin yanlış politikaları yüzünden durup dururken sırf ABD ve İsrail istiyor diye Suriye’ye açıktan düşmanlık yapan Hükümet, kendisine gaz verenlerce de yalnız bırakıldı. Sonuçta söz konusu olan Türk Devleti’dir. Biz hep provokasyonlardan kaçınılmasının gerektiğini yazdık, söyledik.

Fakat şimdi bizim bir uçağımız düşürüldü. Dışişleri’nin başarısız bakanı açıklama yaptı: “Olay uluslararası sularda oldu,”  Diye.

Öyle ise bu bir savaş sebebidir, derhal karşılığı olarak Suriye’nin iki uçağının yanlışlıkla düşürülmesi gerekiyor, karşılığı askeri olarak verilmelidir.  BÜYÜK DEVLET OLDUĞUMUZUN MESAJI TÜM DÜNYAYA VERİLMELİ. “NATO’YU BU İŞE KARIŞTIRMAYIZ, BU İŞİ KENDİMİZ GÖRÜRÜZ” DENMELİ, TUZAĞA DÜŞMEMELİ.

Yoksa Rusya varmış, Çin varmış, İran varmış… Bunlara takılıp kalınmamalı. Neden mi: Bu Şeytanları’nda menfaatleri gereği Türkiye’yi karşılarına almayı gözleri kesmez.

UZUN UZADIYA YAZACAK DEĞİLİM RİSKLERİN NE OLDUĞUNU BİLEN BİRİ OLARAK YAZIYORUM: Ben bu Esad olayını 2006’da çıkan kitabımda açıkça yazdım. Şimdi de bazı –sözüm ona- analistlerin yazdıklarına gülüyorum. Bunların analizleri ile iş yapanların  vay haline. 

Peki Suriye’ye askeri bir müdahale savaş çıkarır mı? Hayır. İt gibi ortada kalır. Çünkü uluslararası arenada Türkiye’nin haklılığı ispatlandı. Üstelik ABD ve Avrupa kendi tuzaklarına düşmüş olur. Savaş olmaz, biz karşılığını veririz.

Eğer Mavi Marmara olayından sonra buna da karşılık verilmez ise Türk Devleti caydırıcılığını, psikolojik üstünlüğünü kaybeder.

İstişare şarttır, fakat her şey diplomasi değildir. Diplomasi, Ortadoğu’daki Şam Şeytanları’na geçmez. Küçük çaplı askeri  bir bombardıman ile  bir-iki hedefi vurmalıyız! Ya da Suriye’yi adam akıllı yalvartmalıyız. Bunun başka yolu yok!

Ayrıca hemen Kandil'e kapsamlı bir harekât düzenlemeliyiz. Yoksa Ak Parti ve Başbakan tarihe nasıl geçer, belli. Devleti yönetenlerin makamı ağlama, amigoluk makamı değildir.Türk Devletinin, Türk Milletinin, Türk Vatanının düşmanlarını AĞLATMA MAKAMIDIR.

Bu iş, Hükümet yüzünden buralara gelmiştir, ama artık partiler üstü bir olaydır.

Türkiye’nin yükselişi engellenemez! Türk Devletini bunlardan ibaret sanmayın.

Şimdi bahane üretecekler; vay efendim Türk uçağı da sınır ihlali yapmış, egemenlik hakkı falan… Birde bunu Rus füzeleri vurmuş filan. Arkasında İran var vs…

 BİZ diyoruz ki, bu işin arkasında:  ABD İsrail ve Derin AKP var!

Tarih, bu yazıyı da haklı çıkaracaktır.

Türk Milletiyle, Türk Devletiyle, Türk Silahlı Kuvvetleriyle oyun oynanmaz!

Bunu düşmanlar iyi bilir…

Ama içerideki bazı saflar ve ahmaklar bilmiyor.

Saygılarımla.

 

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com

onaltiyildiz@gmail.com

24.06.2012 

 

Daha önceki Analizler:

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=170

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1308








Bu yazı 6,337 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları







ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

En Çok Okunanlar