En Sıcak Konular

Suriye Meselesi

5 Ocak 2019 09:03 tsi
Suriye Meselesi Oktan Keleş başından beri SURİYE konusunda uyarılarda bulunmuştu. Şimdi iktidar gazeteleri de uyarıyor...

 Yeni Şafak'tan Hasan Öztürk'ün Yazısı:"Suriyeliler meselesini konuşamazsak, gettolaşmanın sonuçlarına katlanabilir miyiz?"

Sevgili Mehmet Acet “Göç zenginliktir, korkuya gerek yok” başlıklı dünkü yazısında Suriyelilerin Türkiye’ye değer kattığını anlatmış. Son cümle olarak da, “Bu durumda ‘Suriyeliler geldi huzurumuz kaçtı’ cümlesi de fazla propaganda kokan bir cümle haline dönüşüyor” diyor.

Yazının bir bölümünde de şöyle diyor, “(…) Unkapanı köprüsünden Fatih’e çıkarsanız, o bölgedeki değişimi bir Fatihli size daha iyi anlatabilir.” Bu cümleyi pas olarak kabul ediyorum ve bir Fatihli olarak Suriyeliler meselesini bir kez daha anlatmak istiyorum.

Fatih’te 300 ruhsatlı iş yeri var Suriyelilerin. Ve İstanbul genelinde 500 bin olan Suriyeli nüfusu Fatih’te 110 bin civarında. Fakiri az. Orta sınıfı çok.

Suriyelilerin işyerlerinin çok olduğu bir caddede oturuyorum. Değişimi gözlüyorum. Mesela, tek tük kalmış Türk esnafı, tabelasına “Türk Lokantası” yazma ihtiyacı duydu çoktan!

Yine apartmanlarda oturan Suriyeli ailelerden tanıdıklarım var. O ailelerin, apartmandaki yerleşik düzeni nasıl dönüştürdüklerini burada anlatmayacağım, canımız çok sıkılır zira…

Bir de alışkanlıklarının tamamını gelirken yanlarında getirdiklerini söylememe müsaade edin.

Yani, sığındıkları ülkenin kurallarına uymak yerine, kendi davranış biçimlerini dayatıyorlar, zurnanın zırt dediği yer burası.

Fatih’in yerlilerinin bir bir sitelere kaçtığı bir değişim ve dönüşümden söz ediyorum.

Güvenli bir sitede oturup, turistik seyahat için Fatih’e gelenler için “çok renkli” bir atmosfer olabilir burası. Ama yaşayanlar için her gün gettolaşan bir Fatih’ten söz ediyorum.

GELENE “NİYE GELDİN” DEMEDİK

İstanbul’un bazı semtlerinde sosyolojimiz değişti. Tabelalarımız değişti. Ağız tadımız, konuşma biçimimiz, yürüyüşümüz değişti! Apartman yaşamımız değişti. Ev halimiz değişti. Dilimiz değişti! Fatih bunların başında geliyor.

Suriyelilere kapılarımızı sonu kadar açtık. Birçok toplumsal riskleri göğüsleyerek yaptık bunu. Hiçbir etnik köken, mezhep, din gözetmeden yaptık.

Sadece yaşlılar, çocuklar, kadınlar gelmedi... Memleketlerini savunacağını düşündüğümüz nice gençler de geldi..!

Onlara da oturdukları yerlerde ya da sokaklarda gördüğümüzde “Niye kalıp memleketinizi savunmadınız” diye sormadık!

Bu gençlerin “Vatan nöbeti nedir”, “Vatan savunması nedir” diye bir derdi varsa eğer, gün bugündür. Zaman bu zamandır. Çünkü Suriye’de artık sona geliniyor.

Türkiye sadece ev sahipliği yaparak yardım etmiyor. Aynı zamanda Suriye topraklarını işgal eden, terör gruplarıyla da mücadele ederek Suriyelilere yardım ediyor.

Canımız yanıyor. Ocağımıza ateş düşüyor. O haldeyken bile millet yek vücut bu mücadeleye destek veriyor. Sokakta yürürken karşılaştığı genç Suriyeli erkeklere bir çift söz bile söylemiyor.

Peki onlara bir sorumluluk düşmüyor mu?

Hiç olmazsa sokakta yürürken, yüzünü düşürmemek, yere bakmamak için bir şey yapmalı değil mi?

Yok! Yılbaşı gecesi Taksim Meydanı’nı doldurup eğlenmeyi tercih ediyor. Diyebilirsiniz ki “Eğlenmek onların da hakkı değil mi?”

İyi de bizde bir adet vardır, ölü evinde televizyon bile açılmaz.

Böyle deyince, “Faşist, Arap düşmanı” gibi suçlamalara muhatap oluyorum. Olsun. Dost acı söyler. Bu işin geleceği sosyal patlamadır dostlar..!

Eleştirildiğimi biliyorum. Ama bilin ki biraz da milletin hissiyatına ayna tutmaya çalışıyorum.

Zira Suriyelilerle Fatih’te iç içe yaşayanım. Otobüste, minibüste onlarla seyahat edenim. Alışveriş yapıp, kapattıkları kaldırımda yürümeye, parkta dolaşmaya çalışanım.

SAVAŞI FIRSATA ÇEVİRENLERE DE Mİ LAF SÖYLEMEYELİM?

2011 yılında Suriye krizi alevlendiğinde, dönemin yöneticileri mülteci akınıyla ilgili olarak, “100 bin mülteci bizim kırmızı çizgimizdir” demişti.

Bu süreçte ilk önce “rejimden kaçan sığınmacılar” diye bir meselemiz vardı. Sonra, “Rejim ve DAEŞ’ten kaçan sığınmacılar” oldu. Ardından, buna PYD/YPG-PKK’dan kaçanlar da ilave edildi.

Bir de krizi fırsata çeviren, cebine nakdi koyup soluğu Türkiye’de büyük şehirlerde alanlar…

Bunların sayısı azımsanamayacak kadar çok. Onlara bir çift söz söylemeyelim mi?

GETTOLAŞMANIN SONU ÇATIŞMA DEĞİL MİDİR?

İstanbul’daki Suriyeliler meselesi gettolaşmaya gidiyor. Fatih’te bunu çıplak gözle görebiliyorum.

Kendi işyerlerini açtılar, kendi kafeleri, lokantaları var. Birbirlerinden alışveriş yapıyorlar. Bunların hepsi bir yere kadar kabul edilebilir.

Entegrasyondan çok, kendilerini ayrıştırmayı tercih ediyorlar. Bunun önümüzdeki yıllarda ne tür sorunlara neden olacağına bakmak gerekmiyor mu?

Bir de savaşın tarafı olmak nedeniyle göçenlerin dışındakiler var ki onların “fütursuzluğu” can sıkıyor.

Sosyolojimizi değiştiriyorlar. Sokak ortasında gruplar halinde bekleşmeleri, gece yarılarına kadar bağıra çağıra dışarıda yemek yemeleri, etrafı çöp yığınına çevirmeleri onların çok sıradan davranışları. Ama biz yadırgıyoruz doğrusu.

Genelleme yapmadan söylemek isterim ki imtiyazlılık hallerini bizim sıradan vatandaşlarımızın önüne geçmekte hak olarak görüyorlar…

Ve işte o zaman orada ipler kopuyor..!

Şunu biliyoruz: Suriyelilerin çoğu gitmeyecek ve burada kalacak. Bu gerçeği, Türkiye’nin ve Suriyeli kardeşlerimizin lehine nasıl çevirebiliriz bilen var mı?

Yoksa, gettolaşmaya başlayanlarla, yerliler arasındaki çatışmayı göze alabilecek biri var mı?

Acil eylem planı öneriyorum!

Göç bakanlığı bunlardan biri…

Bir diğeri, geri dönüşlerin teşviki…

Misafir misafirliğini unutur ise… Ya da mazlum mazlumluğunu… Ev sahibinin hiç olmazsa “gönül koyma hakkı” yok mudur sevgili Acet?

Bu millet bağrına taş basıyor, farkında mısınız?


https://www.yenisafak.com/yazarlar/hasanozturk/suriyeliler-meselesini-konusamazsak-gettolasmanin-sonuclarina-katlanabilir-miyiz-2048770

 

Oktan Keleş başından beri SURİYE konusunda UYARMIŞTI.

Yetkililerimizin zamanlarının olmadığını biliyorum elimden geldiğince kısa bir özet hazırladım:

12.08 2011’de  Oktan Keleş:

 “Amerika, İsrail ve İngiltere’nin bölgedeki büyük planının bir parçası  da; Türkiye’nin, Orta Doğu’daki yükselen prestijini tersine çevirmektir. Bunun için de Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi için uğraşmaktadırlar.”

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=170


11 Ekim 2012’de:

“1- Arap Baharı safsatası istenilen hızda gitmediğinden başka coğrafyadaki Arap ülkelerine üflüyorlar.Yani diğer Arap ülkelerinin gururlarını okşuyorlar. 

2- Suriye meselesinin uzaması yine bu psikolojik söylemin hedefi.”

Nedense mülteciler hep Müslümanlardır. Kabak hep Müslümanların başına patlıyor. Mesela Esad canisine karşı Suriye’deki Hıristiyanlar savaşıyor mu? 

Ortadoğu’da etnik nüfuz hareketleri planlarına dikkat edilmeli! Bunun ülkemize olan tarihsel etkileri dikkatle takip edilmeli. Zira bugün Meclis’te eyalet sistemine geçme yasasını andıran bir konu gündemdeydi.

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=279 


18 Ağustos 2011’de:

“Türk Milletine açılmış bir savaş vardır. Türk Devletine ise zaten çoktandır bir savaş açmışlardı.”

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=956


6 Nisan 2012’de:

Ortadaki tablo bu, peki ne yapılmalı? ABD ve AB’ye bu konuda asla güvenilmemeli. Milli politika uygulanmalı.”

Rusya Ortadoğu’daki kalesini kolay kolay bırakmaz. ABD ise hem kendi hem de İsrail çıkarlarınca ASYA’YA biraz daha yanaşma isteğinde.  

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1465


1 Ağustos 2012’de:

Rusya'nın Ortadoğu'daki tek müttefiki Esad rejimi yerine, Rusya'nın menfaatlerini aynen müdafaa edecek biri geçmeyince, Esad'ın düşmeyeceğini hangi basiretsizler tahmin edemedi? 

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=262


14 Ağustos 2012’de:

Bir başka açıdan da bakarsak; Türkiye'nin Rusya ile enerji başta olmak üzere silah alımı gibi birçok alanda yakınlaşması oldu bu sıralar. Bu kimin işine gelmez? ABD'nin… Peki o zaman ne yapılmalıydı? Tıpkı Soğuk Savaş yıllarında, "Sovyetler gelecek?" tehlikesi gösterilerek, Şeytani her plan uygulandı değil mi? Şimdi aynı filmi bir kez daha sahneye koyuyorlar: "Bu işin arkasında Rusya var!"  hikâyesi ile. Peki Rusya yok mu bu işin içinde? Yani Rusya Suriye'nin hamisi değil mi?  Tabii ki hamisi. Rusya'nın Ortadoğu'daki son kalesi Suriye'dir. Peki İran'ın bu olay işine gelmez mi? Gelmez olur mu? Suriye, Lübnan ve kısmen Filistin İran'ın ileri oyun alanlarıdır. Bunlar çok doğal. Tıpkı Balkanların, Kafkasların bizim ileri kalelerimiz olduğu gibi.

İşte Şeytani plan bunun üzerine, bu gerçeklik üzerine kurulu. Bu işin arkasında; İran, Rusya var, daha geride ise Çin. Ama bu işin arkasında İran ve Rusya var, diyenler nedense hiç İsrail'i ve Amerika'yı dillendirmiyorlar? Neden mi, çünkü onların senaryolarına göre kalem oynatıyorlar da ondan. Bir de şöyle diyorlar saf saf: ABD bizim stratejik ortağımız, müttefikimiz, hiç öyle şey yapar mı? Yani bize kazık atar mı?

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=256


4 Eylül 2012’de:

Esad’ın gitmesi de çabuk olacak sanıldı. Oysa Esad yıpratıcı unsur olarak planlanmıştı. Yani diğerleri gibi hemen gitmeyecekti. Hükümetin, basiretsiz, ütopik hayaller peşinde koşanları bunu anlamadılar. Zannettiler ki Esad’da hemen gidecek.” (Abdulkadir Selvi daha 16 Şubat 2016’da gerçeği görmüş. Aynı cümlelerle söylememiş mi?)

“Hükümet, yanlış stratejisi, yanlış Suriye politikaları ile Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Suriye’yi de karşımıza bir sorun olarak dikti. İsrail’in nihai hedefine ancak bu kadar hizmet edilir.”

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=1821


22 Temmuz 2013’te:

Şeytaniler uzun vadede Esad’ın devrilmemesi üzerine planlar kurdu, ama Arap baharının oraya sıçrayacağını aptallar bile bilirdi. Bunun için de tavşana kaç, tazıya tut planını devreye sokuyorlar. Mezhepsel taraflar netleşince de, Suriye’ye ABD planı doğrultusunda, düşmanca tavır alan ülke, bu rolünü aşarsa, uyarılacaktı.  Yaşananları bir düşünün, bunlar olmadı mı?”

Bunlar, hemen Esad devrilecek planına göre politika yaptılar. Çünkü dost dediklerine güvendiler. Ama güvendikleri dostları da, Esad kadar zalimdi.  Fark etmediler herhalde. ABD, AB neden muhaliflere silah ambargosu yaptı? Tam Esad güçleniyor; pat bir açıklama Fransa’dan “silah ambargosu kalksın.” Tabi bu açıklama  plandaşlarının sesi olarak seslendiriliyor. Bakıyorlar Esad sallanıyor, pat İngiltere açıklama yapıyor, “Türkiye yanlış yapıyor,” diye. Hâlbuki Türkiye’ye gazı da onlar veriyor. Duruma göre, Esad bir hamle yapıyor, pat Angelina Jolie mülteci kampında dünya kamu oyunu gıdıklıyor. Esad hamleyi arttırınca, pat İsrail Golan tepelerine hava saldırısı yapıp, durumu dengeliyor. Muhalifler hamle yapıyor, pat Rusya hemen ABD ile telefonda vs vs”

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=2546


19 Ekim 2015’te:

Rusya Suriye’yi bırakmaz, Esad’dan  da istediğini almadan desteğini kesmez" diye. Rusya ile Türkiye karşı karşıya getirilmek isteniyor! Bulaşmayın Suriye’ye. Bazıları eleştirmiş; “Suriye sınırındaki yapılanmadan sonra hala Oktan Keleş müdahaleye karşı mı?” diye. Cevap: Tabii evet! Karşıydık, hala karşıyız! Haklı çıkmadık mı? Bataklığın büyük sineği Rusya’yla, Suriye’de karşı karşıya gelecektik. Birtakım beyinsizler anladı mı şimdi?

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=393


5 Aralık 2015’te:

Şu anda somut bir realite söz konusu. Arap Baharının başlangıcından bir kaç yıl öncesinde olan hadiseler sanki şu an Türkiye'de sahneye konuluyor.

http://www.onaltiyildiz.com/haber.php?haber_id=4608

     

18 Aralık 2015’te

Türk Milli Stratejisi uygulanmalı! Akılcı politika tesis edilmelidir! Aman dikkat; gündem daha çok hata yapmaya müsait...

Hep söyledik, yazdık, Milli konular hayatidir, iç siyaset çekişmelerine alet edilemez. Bizim içteki çekişmelerimiz bizi bağlar,  yanlış varsa bir birimizi yeriz, severiz, döveriz, kırarız, düzeltmek için mücadele ederiz. Bizim iç meselemiz, dış güçleri, ilgilendirmez, onlara bir şey yemek düşer! Bu ülke bizimdir, namusumuzdur! Türkiye’yi yurt dışına şikayet eden kim olursa olsun, cezalandırılmalıdır!

http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=406

 .....

Yetkililer, Oktan Keleş'in uyarılarını zamanında dikkate alsalardı, hem bu kadar Müslüman kanı dökülmeyecek, hem de Türkiye sokaklarında bu kadar Suriyeli  Müslüman kardeşlerimiz sersefil olmayacaklardı. 

ABD'nin ve İsrail'in oyununu başından beri ilk yazan kişi Oktan Keleş'in kıymetini anlayacaklar ama neleri kaybettikten sonra? 

Allah Türk Ordusuna ve Türk Milletine zeval vermesin.

 



Bu haber 2,091 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    10227 µs