En Sıcak Konular

Dört Unsur

6 Eylül 2018 08:53 tsi
Dört Unsur Ateşle nasıl yolculuk yapılacak, o neye tekabül ediyor? - Çok basit dedi. Işınlanma. Şua: ışık. Kökü: şihab; ateş dedi



DÖRT UNSUR

     


Azrail (as) karada dolaşır.

Ama insan dört unsuru hem yapısında, hem karakterinde taşır:


ATEŞ-HAVA- SU- TOPRAK

Bu arada masaya bir yaşlı adam yaklaştı ve İlhami Abi’ye elini göğsüne koyarak selâm verdi. Büyük bir saygıyla başını öne eğerek;

-Nasılsınız Efendim dedi.

İlhami Abi de bu saygılı selâma aynı şekilde mukabele ederek:

-Yaradan’a kuluz Siz nasılsınız dedi.

-Biz de Yaradan’a kuluz diye karşılık verdi.

İlhami Abi bu yaşlı amcaya:

-Gözükmüyordunuz epeydir diye sordu.

O da ;

-Seyahatteydim; dünyanın öbür ucuna gittim, geldim dedi.


İlhami Abi bunun üzerine

- Nasıl yolculuğunuz iyi geçti mi bari? dedi.

Yaşlı amca:

-Giderken iyi gittim de; ama gelirken az daha dönemiyordum. Önce deniz yolculuğu yaptım,daha sonra hava yolculuğu. Denizde batma, havada da düşme tehlikesi yaşadım. Neyse ki ayağım karaya, toprağa bastı da içim rahat etti .

İlhami abi bu söze karşılık esprili bir ses tonuyla:


- Azrail (as) karada dolaşır.Ama insan dört unsuru hem yapısında, hem karakterinde taşır:

ATEŞ-HAVA- SU- TOPRAK. Her insanın bu dört unsurunun hâli birbirinden farklıdır. Kimininkine göre bir diğeri ağır basar.Yani kiminin Ateş’i,kiminin Su’yu, kiminin de Hava ile Toprak’ı diğer kabiliyetlerine üstündür.

Lakin hangisi üstün olursa olsun toprak her insanda en ağır basan unsurdur. Nedeni Âdem’in yaradılış mayasında toprak‘ın bulunması. Onun için insan Toprakta kendini güvende hisseder. Havadan inince; yani uçaktan bir oh! demen, sudan, denizden karaya; yani toprağa çıkınca şükredişin bundan aslında. Kendi mayasından, kendi cinsiyle adeta kavuşma. Kendinden olanla; yani Âdem ve Toprak. Bu yüzden toprağa öyle güveniriz ki adeta orada ölümü yok sayarız zihnimizin bilinci altında. Tıpkı Azrail’i (as) orada yok saydığımız gibi dedi ve devam etti.

Neyse insanlık şimdi üç element; yani unsurla yolculuk yapıyor. Dördüncü unsurla yolculuk başladı mı, biraz daha gönlü ferahlar.

Yaşlı amca tebessümle dinliyordu.Onun sormasını bekledim. Nasıl üç unsurla yolculuk yapılıyor diye; ama sormadı. Anlamış gibi kafasını huşu içinde salladı.


-Eyvallah efendim dedi. Yine Tefekkür Nişangâhı’mıza bir ok sapladınız dedi. Bu oka binip ben de müsaadenizi isteyeyim diyerek İlhami Abi’ye hayran ve saygılı bir ifadeyle baktı.

İlhami Abi de :

-Efendim, sizi bir buyur bile etmedik. Affedin. Müsaade sizlerin dedi.

İhtiyar amca orta boylu, beyaz hafif sakallıydı. Kırmızı çok canlı, sevimli bir yüzü vardı. Bu sevimli simayla:

-Siz bu güzel, tatlı sohbetinizle - kısa da olsa - buyur ettiniz. Bizim müsaade istememizden dolayı siz affedin. Allah’a kuluz, bu kadar da kabul gördük ya eyvallah diyerek saygılı bir selâmla, bu nezaket sözleriyle yanımızdan ayrıldı.Ayrıldı ayrılmasına ama benim zihnime de sorular takarak ayrıldı. İlhami Abi’yle olan diyalogları, bütün bu sözler adeta beynimde bir sürü sorular zinciriydi. Allah’a Kuluz ifadesini şükür kelimesi yerine kullanıyordu.                                         

                                                                                                

İlhami Abi’ye:

Siz de aynı ifadeyi kullandınız. Rica etsem söyleyebilir misiniz? dedim.

İlhami Abi hafif tebessümle

-Allah’a kuluz demek, Allah’a şükür demektir.

Kulluk demek, şükür demektir.

Kelimeyle olan şükürden söz etmiyorum haa… Ancak kulluk mertebesine eren, gerçek şükrü eder. Kulum demek, şükür ediyorum demektir. O amcanın adı Şükür Dede’dir.Çok eskiye dayanır dostluğumuz dedi ve devam etti:

 O gördüğün amca kulluk mertebesindedir. Onun için daim zaten şükürdedir. KUL makamı neyi gerektiriyorsa, Rabbine KUL’um kelimesiyle zaten her şeyi söyler, şükrü de.

Aklıma gelen şu ayetteki her söz, anlatılan bu hakikatle zihnimde gittikçe aydınlanıyordu.

Şeytan Yaradan’dan kullarını yoldan çıkarmak için müsaade istediğinde Allah’a hitaben

“Sen kullarından çok azını (şükredici) bulacaksın.Onları yoldan çıkaracağım” demişti.

Bu bende

Yoldan çıkmış bir Âdem şükür etmeyecek; yani Kul olmayacaktı anlamını çağrıştırıyordu.Adeta iblis -Rabbimize karşı nispet yapma cüretiyle- çok az şükredici kul bulacaksın; çünkü çoğu bana tabi olacak diyordu.

Ne acı diye düşündüm. Demek ki KUL MAKAMI’na gelen çok az insan vardı. Hepimiz kulduk aslında,yaratıldığımız için. Peki KUL MAKAMI’nın özelliği neydi ki diye düşünürken,

 İlhami Abi yine adeta içimi okuyarak:

-Elbette hepimiz, tüm yaratılmışlık kuldur.

Ama

KUL var, KUL var. Şeytan da bir kul..

Böyle bir kul olmakla Allah’ın Razı olduğu bir kul arasındaki farkı düşün dedi.

Hemen kavradım. Doğruydu.

 Kul makamı, Kulluk makamı Allah’ın razı olduğu kulların makamıydı. Yaradan’ın bir kullarım demesi vardı;bir de KULUM demesi.

İlhami Abi

-Aferin Âdem

Yaradan’ın kullarım demesi, tüm yaratılmışları kapsar.Ama razı olduğu, sevdiği, dost olduğuna kulum demesi kulunu; yani kulluk makamına gelmiş o kulu kapsar.Allah bizi KUL eylesin dedi.

Derinden bir AMİİN dedim.

-Peki İlhami Abi, demin Şükür Dede’ye üç unsurla yolculuk yapılıyor yakında dördüncüsü de olacak dediniz. Şükür Dede anladı, başını salladı;ama ben anlamadım. Nedir bu UNSURLARIN YOLCULUĞU? Açar mısın, rica etsem.

Yine hafifçe bir gülümseme..


-Kısaca anlatayım Dört unsuru

 HAVA hava yolculuğu; yani uçaklar vesaire..

 SU deniz yolculuğu,gemiler vesaire...

TOPRAK kara yolculuğu,binekler, trenler,arabalar vesaire...dedi. 

 Geriye ATEŞ kalmıştı.

-Peki dedim Ateşle nasıl yolculuk yapılacak, o neye tekabül ediyor?

- Çok basit dedi. Işınlanma. Şua: ışık. Kökü: şihab; ateş dedi.


Hayret ettim.


-Nasıl İlhami Abi? dedim.


Hafif gülerek


- İşte ilim adamları da onu araştırıyor, nasıl diye dedi.


- Peki, Biz görür müyüz o teknolojiyi?

- O devir dairesindeyiz; nasibi olan görür.


Çok ilgimi çekmişti bu dört unsurun anlatımı.Bir şeyler daha sorayım mı diye bu konuda düşünürken biraz otoriter bir ses tonuyla:


- Araştırıyorlar dedik ya. Hele bulunsun dedi.


Anladım ki bu konuda bu kadar bilgi veriyordu. Olsun bu da çok önemliydi benim için. Ufkum açıldıkça açılıyordu. Merakım yeni merakları meydana getiriyordu.


- Peki

Bu kadar harikulade bir nizam içinde biz insanlar neden yeterince kulluğumuzu yerine getiremedik? Bizim için yaratılmış bu nizam içinde, bu nimetler içinde neden kulluğumuzu kabullenmedik

diye düşündüm.

   


Oktan Keleş                                                          

                                                             
Bir Meczubun Rüyası sh 81-87 






Bu haber 3,062 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    11404 µs