En Sıcak Konular

Ay'ı İstila

12 Ağustos 2017 10:40 tsi
Ay'ı İstila Ay'ı İstila

AY’I İSTİLA

Malumunuz 80 Kalperenle geçtiğimiz günlerde Tire'de Ata Begim, Gönül Sultanım Oktan Keleş Beyle bir günlük bir dağ kampı yaptık. Bu konuyu orada bulunan büyük küçük tüm kardeşlerimiz yazıya döküp orada olamayan siz değerli Kalperen kardeşlerimize aktardı, aktaracaktırda. Benim sizlere aktarmak istediğim konuysa tamamiyle farklı.

Dağ kampı sonrası geri dönmesi gereken herkesi bir bir yolculadıkdan sonra köy evinde 11 kişi kalmıştık. Akşam Sultanımızın bereketli sofrasında yemeğimizi yemiş oturuyorduk. Bir yandan çay içiliyor bir yandan sohbet ediliyor, bir yandansa içen nargilesinin içiyordu.

Sultanımız oturduğu yerden yavaşça arkasını dönüp ağaç dallarının arasından göğe bakarak "Gördünüz mü? Bakın Ay bizi selamlıyor" dedi.

Bende içimden "Sultanımız bunu durduk yere neden söyledi ki,hayrolsun yine bir şeyler oluyor" diye geçirdim.

 


Bunu dediğimde ayın şekli ve rengi birebir yukarıdaki resim gibiydi. (Resim siz değerli okuyucuların zihninde bir şeyler canlandırsın diye telefon uygulamasından o güne ait ayın durumunu gösteren ekran görüntüsü olarak alınmıştır)

Sultanımın bir sözü vardır. "Herkese Paranormal, bana normal olaylar." Sultanımın yanında farkedenlere olağanüstü hal yaşanmayan bir gün olmadığı için artık bu tür olaylar bana da normal olaylar haline gelmişti. Dolayısıyla Sultanımın Ay'la ilgili sözünü normal karşılayıp sohbetimize devam ettim.

Gece saat 24:00'ı geçmiş 1 Ağustos gününe girmiştik. Saat 01:06'yı gösteriyordu. Sultanımız bir şey almak için yukarı çıktı. Çıkar çıkmazda "Koşun koşun Ay'ı istila ediyorlar, bunu ömrünüzde bir kere gördünüz gördünüz, bir daha göremezsiniz" diye yüksek sesle telaşlı bir şekilde bizi çağırdı. Aşşağı katta oturan bizlerse Sultanımızın sesini duyar duymaz bir solukta yukarı çıkmıştık bile. Ay yukarıdaki resimdeki gibi yarım ay şeklindeydi. Bir farkla. Aydınlık olması gereken taraf kıp kızıldı. Anladım ki kan dökülmüştü.

Sultanım dürbününü alıp çatışmayı bizlere göre daha yakından izlemeye başladı. Bizlerde çıplak gözle ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk. İyice odaklanınca gördüm ki sayıca az olan Ay'ı savunan bir gruba sayıca üstün olan bir başka grup saldırıyordu. Küçük de olsa çıplak gözlerde görülebiliyordu. İt dalaşı, kovalamalar bildiğiniz hollywood filmlerindeki yıldız savaşları yaşanıyordu. Gök yüzünde kayan yıldız gibi gözüken bir gemiden diğerine ateş etmeler havada uçuşuyordu.

Ama önemli olansa bir makası tam açtıktan sonra yavaş yavaş kapatırsınızya , aradaki boşluk yavaş yavaş her iki taraftanda küçülür, aynı o şekilde ay gözümüzün önünde yavaş yavaş yarım ayın her iki ucundan da küçülüp kayboluyordu. En son kalan küçük kızıl ay parçası da ortadan kaybolduktan sonra Sultanımız "Şerliler Ay'ı istila ettiler, dünyadan gözükmesin diye de perdelediler" dedi. Ama bunu derken çok rahat ve güler yüzlüydü. "Merak etmeyin Göktürkler şimdi bastırıp geri alır" dedi.

Bizimse yüzümüzden düşen bin parçaydı. Bizim moralimizin bozuk olduğunu gören Sultanımız bu sözünü 3 kere daha tekrarlasa da bizim moralimizde pek bir düzelme olmadı. Bunun üzerine “Bizde Göktürkler'e buradan yardım edelim mi?” dedi. Bizim yüzümüzde bunu duyunca bir anda umut ışığı belirdi.

Şu tepedeki türbeye benimle bu saatte kimler gelir dedi. Hepimiz el kaldırdı. Pekim kim bensiz gider dedi. Bunu diyince anlamıştım ki birileri yukarıdayken Sultanımızın da burada yapacak işleri vardı. Yine herkes ben giderim diye el kaldırdı. Asker olmamdan dolayı Sultanımız "Serdar sen, Mehmet ve Ali üçünüz zaman kaybetmeden türbeye çıkın" dedi.

Ağar topar ayakkabılarımızı giyip evin bahçe kapısından çıktık. Tam bu sırada saat 01:14'tü. Kuran'ın 114 suresini işaret eden saati görünce içimi huzur kapladı. Dağa çıkarken köpek yada yaban domuzu saldırır diye evin yanındaki ağaç dalı istifinden bir sopa aldım. Diğerlerinde biraz tane almalarını söyledim. Yola koyulurlarmış bizi gören köpekler havlamaya başladı. Bunun üzerine Ali, "Abi köpekler havlıyor" dedi. Bende "Korkmayın ALLAH Bizimle" dedim.

Dağın eteğine vardık. Tırmanış başlamıştı. Tırmanış derken öyle filmlerdeki kayalık dağlara teçhizatla tırmanılan sarp kayalıkla dağ misali değil. Kamp yaptığımız dağın bir küçüğü, daha eğimlisi, ama bol Çalıklı ve zeytin ağaçlısı. Tabi bu zirveye çıkmanın kolay yollarında varmış ama biz o an hem karanlık, hem bu dağa ilk çıkışımız, gende olayın heyecanı içerisinde zirveye giden en direkt güzergahı gözümüze kestirip oradan tırmanışa başladık. Tırmanışa başladıktan 10 dakika sonra Bekir abi Manisa'ya vardıklarını Sultanımıza bildirmesi için Mehmet İlhan Koldaşımızı aradı. Durumu öğrenen Bekir abi aynı araçla İstanbul'a doğru yola çıktığı Başkanımız Yener Dursun Beye durumu bildirmiş olacak ki Yener abi hemen beni aradı. Ben durumu açıklayınca biz hemen dönüyoruz dedi. Dönmelerinin bir anlamı olmayacağını, dönüş yoluna geçtikten yarım saat sonra işimizin biteceğini, boşuna onaca yolu dönmüş olacaklarını söylediğimde anlar gibi oldu ama yinede ısrarını sürdürdü. Zihnim ben bunları söylerken onlarca, bellide yüzlerce hesap yapıyordu. Yaptığı her hesabı bu koşuşturma içerisinde Yener abiye aktarmam mümkün değildi. Bizim her geç kaldığımız dakika bir Göktürklü kardeşimizin şehit olduğunu düşünerek neredeyse yârim saat 40 dakika boyunca süren tırmanış boyunca 2 kere birer dakikalık dinlenme dışında hiç durmadan zirveye tırmandık. Şehitliğin neresi kötü diyenleriniz olabilir. Unutmayın "Bize ilk cephede şehit düşen değil, yıllarca bir çok cephede savaşıp, şeytanilere bu kainatı dar edecek yoldaşlar, Koldaşlar lazım."

Bu arada köylülerde bizi hırsız zannedip gecenin bu karanlığında peşimize takılmıştı. Arkamızdan koşup ıslık ve fenerlerle bizi durdurmaya, kovalayıp kaçırmaya çalışıyordu.

Neyse ki zirvede türbenin yanına varmıştık. Sultanımıza türbeye vardığımızı bildirdik. O da bize beklememizi söyledi. Türbenin yanından göğe bakıp dualar ve bir takım ritüeller yapmaya başladık. Sultanımızda aşşağıdan yapması gereken şeyleri yapmıştı. Sonra bizi arayıp "Düşman yüzünü gösterdi. Göktürkler Ay'ı geri aldı. Geri dönebilirsiniz." dedi.

Ay tamamen perdeleyip karartılmasan önce yaydığı ışık sayesinde çıplak gözle küçükte olsa gemileri seçip, ne olup bittiğini anlayabiliyorduk. Ama o an tüm gök yüzü karanlıklar içerisinde Ay'ın ışığından yoksun, tüm bu olan bitenin yazını tutuyor gibiydi. Çıplak gözle eskisine nazaran çok az şey gözüküyordu. Ama yine de gözüküyordu.

Yavaş yavaş türbeden dönüş yoluna koyulduk. Bu sefer çıktığımız yola nazaran daha az çalılıklar inişi kolay ama daha uzun olan bir güzergah belirleyip inmeye başladık. Görüşümüz ne kadar kısıtlı da olsa görebildiğim kadarıyla gök yüzünde it dalaşı diye tabir edilen olay devam ediyordu. Bir takım gemiler diğerlerini Ay'ın tersi istikametine kovalıyordu. Sanırım Göktürkler şeytanileri kovalıyor diye geçirdim içimden.

Yavaş yavaş indiğimiz için, inişimizde bir süre sürdü. Köyün girişine denk geldiğimizde peşimize takılan 2 köylü genç sonunda bize yetişti. Bizim olduğumuzu gören gençlerden biri dağa çıkanların hırsız değil de bizler olduğunu görünce rahatlamıştı. Çünkü önceki günlerde bizi köyün kahvesinde görmüş ve Sultanımızın misafiri olduğumuzu bilen Sultanımızın komşusuydu bu genç. Hemen duvarın üstüne serilip "Abi siz miydiniz yaaa ?" Bitkin bir halde "Gece gece bizi de terlettiniz. Ne işiniz vardı bu saatte dağda." Dedi. Bizde Sultanımızdan aldığımız direktif üzerine "Kim gecenin bu saatinde korkmadan türbeye ilk varabilir diye iddiaya girdik, sonrasında da durmayıp türbeye doğru koştuk" dedik.

Sohbet ede ede yürürken Sultanımızın evine varmıştık. Onlar yukarıda neler olduğunu, bizde aşşağıda neler olduğunu sorduk. Yaşadıklarımızı bir birimize anlatırken oturup terimizin soğumasını bekledik. Muhabbet uzayıp gitmişti. Saat 03:?? küsür dolaylarıydı. Bu sırada balkonun duvarına yaslanmış sırtım gökyüzüne dönükken Çağlar eliyle gökyüzünü işaret ederek heyecanlı bir şekilde “Komutanım bak bak bak” dedi. Gösterdiği yöne döndüğümde gökyüzünde büyük bir alev topu sönüyordu. Sanırımuzayda süren savaşta vurulup patlayan bir gemiydi.


Sohbet devam ederken Sultanımız Ay’ı istila etmelerinin nedeninin bizim yaptığımız kamp sırasında yaşanan savaştaki yenilgilerinin intikamı olarak yapıldığını söyledi. Kampta devletin boş durmayıp her şeyi kaydettiğini söyleyince, ben hemen atılıp bu kayıtları görebilme imkanımız var mı diye sorunca devlet izin verirse olur ancak dedi. O kayıtların da şu anda çoktan devletin arşivine gönderilmiş olduğunu söyledi. Sohbetimiz devam ederken ben ara ara bu konuyu gündeme getirip ricada bulundum. Bunun üzerine türbeden inerken yaşadığım kazanın hatırına, kaydedilen görüntülerden kendisine gönderilen bir ekran görüntüsünün fotoğrafını bana gösterdi. Bu kayıtlarında zamanı gelince ortaya çıkacağını söyledi. Gösterdiği o fotoğrafı sizlerle de paylaşmak istiyorum.
 


Bu fotoğrafı görünce, fotoğraftaki mavi olarak gözüken kişiyi daha önce izlediğim bir filmdeki karaktere benzettim.
 


Aynen bu fotoğraftaki maskeye benzer bir maske takmış üstün teknolojiye sahip bir kişi fotoğraftan bana bakıyordu sanki. Görebilene fotoğrafda çok şey gizli. Sıra sıra dizili leşler … (Not : Yukarıdaki fotoğrafa çözünürlüğü düşük bir telefonla bakarsanız daha çok şey göreceksiniz.)
Tüm bunları konuştuktan sonra Sultanımız “Bu NASA ne işe yarıyor, NASA oradan aval aval olanları izlerken, biz Ay’ı üç kişi geri aldık” dedi. Hepimiz gülüştük
Hemen NASA’ya bir mesaj attık.



 
Sonraki günde yeniden buna benzer bir girişim olacağı haberini aldığımızda sizler için eldeki imkanlarla bir iki dakikalık cep telefonu kaydı aldık.
https://www.youtube.com/watch?v=W1wpOsNxnk8

Ertesi gün dönüş vakti gelmişti. İlk başta İzmir’e Didem Bacıbeyimizin bozulan Servisteki aracını almaya gittik, oradanda İstanbul yoluna dört kişi koyulduk. Bu sırada da Bursa’yı geçtiğimiz sırada Otoban yakınındaki boş bir araziden 500 metre kadar önümüzden 3 tane uzay gemisi sırayla sessizce kalktı ve gecenin karanlığında gökyüzünde kayboldu. Gökyüzüne baktığımızda hala hareketlilik devam ediyordu.


Ertesi günlerde de bu hareketlilik devam etti ama her hangi bir çatışma olmadan. Bu yazıyı okuduktan sonra çıkıp gökyüzüne bakarsanız belki sizede denk gelebilir.


Saygılarımla


Serdar KAZANÇ



Bu haber 7,906 defa okundu.


Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    20012 µs