En Sıcak Konular

Oktan Keleş



Oktan Keleş
23 Mayıs 2019

Derin Analiz S-400, F-35 Meselesi




Ülkemiz üzerindeki baskı unsurlarından biri de bu 2 mesele: F-35’leri verme şartını S-400’leri almama şartına bağlanması. Parası verilmiş S-400’lerin devlet imajımıza yakışır şekilde hem envanterimize hem topraklarımıza konuşlandırılması gerekmektedir. Amerika ve NATO perspektifinden denge siyaseti üretmek bu konu için geçerli olmamalıdır. Yani S-400’lerin başka bir ülkeye konuşlandırılması planlamaları yanlıştır. Kesinlikle geri adım atılmamalıdır.    

F-35’lere gelince, proje ortağı olduğumuz bu uçaklar konusunda ciddi detaylı bir araştırma yaptım. Emekli üst düzey bir hava kuvvetleri personeliyle geçtiğimiz günlerde bilgi alışverişinde bulundum. F-35’lerin manevra ve tırmanma kabiliyetlerini kanatların küçük olmasından tutun da bir çok teknik bilgiye dayalı bir projeksiyon sundu. İşin başka boyutları da meydana çıktı. Anlaşmaya dayalı savaş gücü çok iyi olmayan bu uçaklar ekonomik yönden Amerika’nın dayatması ile hem bir finans yükü hem de olası bir hava muharebelerinde F-16’lar kadar dahi bir savaş gücüne sahip olmadığı işin uzmanlarınca teyit edildi.

Peki, işin aslı, temeli ve derinliğindeki asıl mesele ne diye biraz baktığımızda bazı şüphelerimiz oluştu. Çok enteresan bir şekilde Amerika’daki İsrail lobileri bu uçakların Türkiye’ye verilmesi konusunda ciddi örtülü lobiler yaptığı kulağımıza geldi. Aslında zahir söylemlerin tam tersi tezat bir durum olması şüphelerimizi daha da arttırdı. Projeyi tam şekilde tamamlarsak 18 milyar dolar veya 20 milyar dolar aralığında yer ekipmanları dahil büyük bir maddiyat riske edilecek, Türk Milli Savunma ekonomisi bu konuda zaafa uğratılacaktır. Burada sadece uçaklar söz konusu değil uçakların yer ekipmanları tüm rakamın 3’te1’ine varıyor. Şu ana kadar ödediğimiz para bilindiği kadarıyla 1 milyar doları aştı. Yine bildiğimiz kadar eğitim amaçlı 4 uçak teslimi yapıldı. Diğerlerini S-400’lere bağlı şart koşan Amerika ve bu konuda da NATO’yu enstrüman olarak kullanmaktadır. Oysaki bu açık bir blöf ve direnilmesi gereken uluslar arası anlaşmalardan doğan hakkımızdır. Amerika’nın gerekçeleri NATO’ya bağlı olarak sözde müttefiklik vurgusuyla uçakların teknolojisini kopyalamak ve müttefik dışı unsurla işbirliği yapmak vs. gibi içi boş dışı ise ikna edici gibi görünen bir gerekçe. Amerikalıların vermiş olduğu gizli brifinglerde F-35’lerin F-16’lar kadar manevra gücü olmadığı, tırmanma gücü olmadığı gibi ve burada söyleyemeyeceğimiz bir çok tekniği paydaşlarına (asli müttefiklerine) söyledikleri bilinmektedir. Karşıt savlarda peki F-16 kadar kıvrak ve manevra gücü ve it dalaşı kabiliyeti olmayan F-35’lere nerdeyse F-16’nın 3 katı para ödeyelim diye soran müttefiklere Amerikan savaş teknolojisinin görünmezlik teknolojisi ileri sürülmüş artık F-16 gibi kıvrak uçaklara hava muharebelerinde ihtiyaç yoktur gibi uzaktan füzelerin ve güdümlü füzelerin düşman uçaklarını zaten önceden imha edebileceği gerekçeleri P1 the secret p2 belgelerinde başta İngiltere olmak üzere İsrail genelkurmay başkanlarına özel brif edilmiştir.

O zaman hava muharip gücü F-16’lar kadar olmayan bu uçakları Türk ordusu bütün hava kuvvetlerini değiştirecek kapasitede niye alsın ki? 4 tane elimiz de bulunmakta, hadi 4 tane daha envanterimize katalım. Şimdi soru, peki İsrail Yahudi lobilerinin ilgili birimlerince neden el altından Türkiye’nin bu uçakları almasını istemekte ve ilgili işbirlikçilerine dikta etmektedir? Baktığımız zaman İngiltere-Arjantin savaşını yakın tarihimizde elbette ki şanlı Türk ordusu da incelemiştir. Arjantin’in ordusu İngilizlerin 8 tane gelişmiş teknoloji gemisini batırmış neredeyse kısa bir süre içerisinde savaşı kazanabilecek pozisyona gelmişti. İngiltere dehşet içinde bu yüzyılımıza Britanya imparatorluğunun yeni bir yenilgi tatmasını varlık sebebi kabul ederek kadim düşmanı Fransa’nın kapısını çalmıştı. Sebep çok açıktı Arjantin’in güdümlü füzeleri Fransa tarafından Arjantin’e verilmişti. Tüm yazılımları Fransızların elindeydi. Yapılan gizli antlaşmalarda İngiltere ne kadar ödün verdi büyük maddi ödünden hariç neler o gün vaat edildi ve yapıldı meydana çıkan bilgilerin haricinde tahmin etmek zor olmasa gerek. Fransa, İngiltere’nin teklifini kabul etmiş, el altından Arjantin’e vermiş olduğu silahların, güdümlü füzelerin yazılım ve taktiklerini, teknik bilgilerini İngiliz ordusuna vermişti. İşte o günden sonra savaşın kaderi değişmiş. Arjantin’in attığı güdümlü füzeler gemilere isabet etmesine rağmen, güdüm almasına rağmen patlamamışlardır. Az kalsın dev olan İngiliz ordusu -Arjantin’e göre- açık bir yenilgiyi zafere dönüştürmüştü. F-35’ler konusuyla ne alakası var? Müttefik ülkelerin yazılımları, bu uçakların bütün bilgileri Amerika’nın elindedir. Müttefik ülkeleri tanımlama programları da bütün bu ülkelerin ilgili kuvvet komutanlıklarına verilmiştir. Şimdi Dikkat! İsrail’i NATO’ya davet eden kimdir? İsrail, NATO’nun müttefiki veya gölge müttefiki konumunda bulunduğu sürece F-35’ler ve bütün yazılımları dost ve düşman olarak birbirini tanımlayacaktır. 

Türk Hava kuvvetlerini F-35’lerle revize edilmiş, bir ordu aslında diğer müttefik zannedilen ve başta Arz-ı Mevud’u iddia eden İsrail’de de bulunması ileri bir Türkiye-İsrail savaşının kaçınılmaz olduğunu düşünürsek, tıpkı Arjantin olayı gibi, silahın bol fakat elinde patlayan bir mühimmattan öteye gitmeyen, işlevi olmayan bir pusat haline dönüşmesi tabii ki İsrail’in işine yarayacaktır. Bu yüzden lobileri harıl harıl aslında Türk Hava Kuvvetlerine F-35’leri hem ekonomik açıdan pahalı olması yanı sıra ileriki bir hamlede iş görmemesi açısından yarayacaktır. Diğer müttefik ülkeleri saymıyorum bile. Bu yüzden hava ve kara kuvvetlerimizin envanterin de her türlü işlevi olan pusatlarımızın bulunması elzemdir. F-35’ler ileriki bir hamle için Türkiye’ye ucuz blöflerle dayatılmaktadır. Bahanesi de gelişmiş yeni nesil uçak aldatmacasıdır. Dünya silah sektörünü elinde bulunduran ülkeler bellidir. Bir taşla birden çok kuş vurma olayından başka bir şey değildir. Vietnam savaşında aynı yalanı Amerika F-100 uçakları için söylemiştir. Doğu blokunun F-100'den daha az gelişmiş olan savaş uçakları manevra kabiliyeti az olan F-100’leri havadan makineli tüfeklerle sinek gibi avlayıp düşürmüşlerdir. İşin siyasi boyutuna girmiyorum. Rusya’dan alınan S-400’ler mutlaka envanterimizde, Türk topraklarında konuşlandırılmalıdır. Bir sonraki hamlesi harp oyunlarına uymayacak ve hamlelerini aynı zamanda Türk ekonomisini 20 milyar dolar gibi zora sokacak F-35 şantajından Türk devleti, direnerek “vermiyorsanız vermeyin!” karşı hamlesiyle onların vazgeçmesini sağlamak yolunda proje üretmelidir. Çifte standart, müttefiklik tiyatrosuna son vermeli dengeler karşılıklı menfaatlerde kurulmalıdır. Kısacası F-35 blöfü usta bir manevrayla dengeli bir şekilde tamamen uçağın teknik bilgilerinin harp anlayışımıza uymadığını bilimsel olarak, ispat ederek bu senaryoyu kucaklarında patlatmalıdırlar. 

2. mesele Kıbrıs ve Akdeniz meselesidir: Türk Devleti, şanlı Türk Ordusunun kuvvetiyle Akdeniz’de ve Kıbrıs’ta ki bütün haklarını sonuna kadar koruyacaktır. Bayrağını ve varlığını devamlı hissettirmelidir. Sancılı bir süreçtir Akdeniz meselesi. İngiltere’nin, Amerika’nın, Batı'nın Rusya’nın hatta Çin’in ve diğerlerinin paylaşım dengelerini iyice takip etmeli hem kendi hakkımızı korumalı hem de alabileceğimiz en büyük hakkı almalıyız. Bir müddet sonra hepsi birbiriyle anlaşacaklardır. Sakin, soğukkanlı, dirayetli, kararlı bir şekilde bölgemizde cereyan eden bu hadiseyi en iyi şekilde yönetmeliyiz. Siyasi, askeri ve diplomatik tüm unsurlarımız ve kozlarımız ne olursa olsun sonuna kadar kullanılmalıdır. Nasıl olsa bir müddet sonra dengeler yerine oturacak. En az 50 yıl tartışmalı bir denge planlanacak, husumet sebebi merkezler oluşturulacak. Bunları iyi analiz edip takip etmeliyiz. Husumet sebebi değil husumetleri çözebilecek bir pozisyon almalıyız. Amerika’nın, İran üzerindeki daha önce yazdığımız planları bugün cereyan etmektedir. En az 10 yıl Amerika ve İran savaşamaz. Bölgesel blöfleşmeler ve sanal krizlere aldanarak denge politikamızda zaaf oluşturmamalıyız. İleride bununla ilgili uzun bir yazı yazacağız. 

Gelelim iç konjonktüre: Yerel seçimler bitmiş, bazı sonuçlar hazmedilememiştir. İstanbul seçimlerinin iptali başta İstanbul seçmeni olmakla beraber Türk seçmeninin yarısından fazlasının içine sinmemiştir. Bunu sokakta ki psikolojiyle, toplumsal sosyolojinin içinde görmek, duymak mümkündür. Dış konjonktür de bunca sıkıntı var iken içimizde ki bu seçim iptalini büyük bir planın bir parçası olmasını görmemeyi bir kenara bırakarak en azından şüphelenmemeyi göz ardı edemeyiz. İçteki toplumsal hareketlere ivme kazandıracak siyasi ve hukuksal birçok hamle dışa bağlı gibi düşünülmeli, ağızlarından düşürmedikleri "dış güçler" kavramını bu konuda da göz ardı etmemelidir gerekli yetkililer. Bir şey olmamış gibi her şey normalmiş gibi kendi mecrasının doğal akışında sürüyormuş gibi algılatılan birçok şey aslında bize bilmesek de, görmesek de, duymasak da, bazı kokular almamıza sebep oluyor. Cumhur ittifakının söylemi Beka'dır. Gerçekten ülkemizde bir beka meselesi söz konusuysa her şey teferruattır demeyi bilen bir milletiz. Ancak bu terimi ileri sürenlerin söylemleriyle, realite tezat oluşturmaktadır. Ülkenin yarısına zillet-illet diyeceksin sonra bir bekadan söz edeceksin. Meraktan soruyoruz. Gerçekten bir beka sorunu var ise iç cepheyi daha sağlamlaştıracak, kaynaştıracak milletin her türlü husumetini ortadan kaldıracak bir dil, psikolojik harp uygun değil mi? Olası bir savaşta bu milletin yarısı düşman saflarında mı yer alacakta vatan evladı olarak kabul edilmemektedir diye insanın sorası geliyor.  Çünkü sokakta her 2 kişiden 1’i ayrıştırıcı dil yüzünden bu ve benzeri burada yazamayacağım birçok şeyi dillendirmektedir. İşte tezat buradadır. Bir beka sorunu var ise bilenler, biz bilmeyenlere, yüce Türk milletine açıkça gerekçelerini ve beka sorununun ne olduğunu açıklamak zorundalardır. Yok, açıklamayıp milletin yarısını yok sayarak, vatan savunması yapacağını düşünen sivri akıllılar bütün askeri terminoloji de, savaş oyunlarında, harp tarihinde düşman kuvvetlerinin propagandasını yapmış olmazlar mı? Bu sözlerden Türk milleti gocunmaz. Türk milleti Vatanının sahibidir. Bayrağının sahibidir. Yüce Türk Devletinin sahibidir. Bu tezatı cevaplandırması gerekenler tez zamanda cevaplandırmalıdırlar. Aksi takdire gerçekten bir beka sorunu var ise ileride ki oluşabilecek her türlü hadiseden milletine açıklama yapmadıklarından dolayı, psikolojilerini hazırlamadıklarından dolayı sorumlu tutulup Divan-ı Harpte yargılanacaklardır. Divan-ı Harbinde sivil bir mahkeme olmadığını hatırlatmakta yarar vardır. Bunları sormak her Türk vatandaşının hakkıdır. Gelişen olaylar şunu göstermektedir. Ak Partiyi yani iktidar partisini birileri parçalamak istemektedir. Son yerel seçimlerde Ak Parti de oluşan çatlak kopabilecek parçaları da en azından tahmin edebilecek kadar göstermiştir. İçeride ki siyasi, kaotik dalgalanmalar, tezat söylemler şunu da göstermektedir: Kopan parçalardan kim ne kadar pay alacak? Yanılıyor olabilirim. Fakat sanmıyorum. Türkiye’nin başını belaya sokmuş bugünkü dış politikanın ve içeriye yansıyan bütün olumsuz etkilerinin hazırlayıcısı Ahmet Davutoğlu ve Abdullah Gül gibi eski ama nedense birileri tarafından eskitilmeyen figürler iktidar partisinden kopacak parçaların peşine düşmüşlerdir. Yanı sıra Beşir Atalay ve Babacan gibi isimler de kopacak olan parçalara taliptirler. Bunu iktidar partisinin görmemesi, bilmemesi mümkün değildir. Mutlaka kendilerince önlemler almaya çalışıyorlardır. Ekonomi balyozunun 17 yıllık iktidara vurmuş olduğu darbenin çatlakları palyatif önlemlerle, çatlakların yapıştırılmasıyla veya sıvayla örtülmesiyle kurtarabilecekleri bir durum değil gibi gözükmektedir. İşte burada dış güçlerin ekmeğine yağ sürülecek birçok kaotik pozisyon oluşmaktadır. Türk milletini ayrıştırıcı değil bütünleştirici hukuk devleti ve demokratik teamüllere uyularak akl-ı selim davranılması en başta iktidar sahiplerince elzemdir. Önce dilde ki söylemler birlik ve beraberliği doğuracak ve bence sadece bu geçiş sürecini milli mutabakat yönetim tarzıyla, en azından süreci atlatana kadar yönetilmesine kapı aralamak çaresidir. Ekonominin dış ve iç parametrelerinden bahsetmeyeceğim. Uzun bir süre eldeki veriler palyatif yöntemlerle rayına girmeyeceği açıktır. Türk milletine gerçekler açıkça söylenmeli. BURASI ÇOK ÖNEMLİ! TÜRK MİLLETİ, DEVLETİ, BAYRAĞI, VATANI UĞRUNA SOĞAN EKMEK YEMEYE RAZIDIR. ANCAK SOĞANINI DA ELİNDEN ALIRSANIZ EKMEK ARASI SİYASETÇİ YEMEYİ DE ÇOK İYİ BİLİR. BU YÜZDENDİR Kİ HERKES AKLINI BAŞINA TOPLAMALIDIR.

Muhalefette iktidarın bu yönetim zaafından doğan bu olumsuzlukları değerlendirirken önce vatan menfaatini düşünerek hareket etmesi elzemdir. İktidarın bir takım kulislerinden gelen sesler eğer doğruysa Ak Parti parçalanırsa bir parçasını da Tayyip Bey alıp yeni bir parti ile diğerlerini mesul ve sorumlu tutarak ve sorumluluğu diğer kopan parçalara yükleyerek siyasi hayatına Ak Parti’nin doğuracağı yeni bir partiyle hareket edeceği üflenmektedir. Buradan da şu çıkmaktadır. Parlamenter sisteme tekrar geçiş yüksek sesle söylenemese de ciddi ciddi kapalı odalarda konuşulmaktadır. Yeni bir konjonktür olacağı çok acıktır. Bu konjonktür de erken seçim kaçınılmazdır. 23 Haziran seçimleri YSK tarafından Takvim edilmiştir. Yine duymaktayız ki İstanbul seçmeninin sokaktaki sesi, ibresinin Ekrem İmamoğlu’ndan taraf olduğu gözlenmektedir. Ak Parti seçmeninin 600 bin üzerinde sandığa gitmeyen seçmeninin bir kısmını ikna etmesi ve İstanbul seçimini kazanması matematiksel bir veridir. Fakat ülke matematiksel veriler üzerine kurgulanamaz. İstanbul seçimlerini AK Parti alsa dahi Türkiye’yi yeni bir konjonktür beklemektedir. Palyatif her tedbir ileride ülkemizin kalesinde açılacak gediği daha da büyütecektir. Ben şahsen Ekrem İmamoğlu’nun en az 86.000 oy farkla yine kazanacağını düşünmekteyim. Bu olumsuz atmosferde AK Parti  2.kez kaybetmeye hazır mıdır? Ve yeni sorgulamalara açık mıdır? AK Parti’nin bir çok yanlısı olduğu kanal, yazar ve medyada boy gösteren sözde çok bilmişçilerinin bugünkü Türk halkının psikolojisinde karşılığı yoktur. Bence Tayyip Bey bunu görmüştür. Fakat kopacak olan parçaların hangisinin kendisiyle hareket edeceği kaygısı mı vardır, bilmiyorum. Bir an önce bu şahısları revize ederek dillerini, söylemlerini milli birlik ve beraberlik konumuna getirmelerini sağlamakla yükümlüdür. İsmini vermeye gerek yok yandaş diye tabir edilen televizyon kanallarında ki en hafifinden AK Parti’ye oy vermeyen kesimi kozalak, ağaç kütüğü gibi tanımlamaları bile milleti aşağılamak, demokratik tercihlerini sorgulamak ve hatta hakarete varacak söylemlerinin acaba kaotik düzene ne kadar hizmet edeceğini öngöremeyecek kadar basiretsiz olamayacağını, Tayyip Bey'in gördüğünü düşünüyorum. Çünkü bu güruh başkanlık sistemiyle bütün olumsuzluklarda ki suçu nazikçe sözde Tayyip Bey'in üzerine atmaktadırlar. “Reis böyle istedi böyle oldu” diyerek, oluşabilecek bir iktidar değişiminde ne yapacaklarını da hareket tarzlarını da belli etmektedirler.

Tarikatlar ve cemaatler halkın içerisinde saçma sapan propagandaya devam ederken, kutsi değerlerimize dahi ihanet etmektedirler. Ankara ve İstanbul özelinden sadece söz edecek olursak hangi tarikat müntesipleri halka “Peygamber, şeyh efendimize göründü. Ankara, İstanbul cepte meraklanmayın” dediklerini illaki bilenler, duyanlar olmuştur. Bu örneği şundan dolayı verdim. Ankara’yı AK Parti kaybetmiştir, İstanbul’u da. Şimdi peygamber yanılmış mı olmaktadır? Ki haşa. Bu siyasetten nemalanan holdingleri, ihaleci gazeteleri, medyaları olan tarikatlar ve cemaatler lağvedilmeli ve kendi alanında uhrevi alana yönlendirilmelidir. Uhrevi hareket edecekler ise holdinglerinden vazgeçmelidirler. Bir tarikat şeyhi düşünün ki bana bir tane holding yetmez bir tane medya yetmez desin. Bir yerde de bir derviş düşünün, bir mümin “Bana Allah yeter” desin. 2’sinin arasındaki fark ne demek istediğimizi açıklamaktadır. Siyaset ve bu minval üzere STK adı altındaki tarikatlar ve cemaatler sömürüsünü geçtik. Yeni nesli Ateizmin ve Deizmin kucağına atmaktadır. Bu konuyu belki ileride daha ayrıntılı yazarız.

Ülkemizde olup biteni kaygıyla fakat umutla izlemekteyiz. Şunu da bilmekteyiz ki yüce Türk  Devleti, Yüce Türk Milleti ve Yüce Türk Ordusu dimdik, tarihinde hiç olmadığı kadar güçlü ve ayaktadır. Siyasetçilerinde bunu bilmesi ve bu güçten milletin, devletin ve ülkenin faydası doğrultusunda yararlanması gerekir. Bu güç zayi edilmemelidir. Edilemez de. Türküm, doğruyum demekte çekimser olanlar iddia ettikleri şeyin milliyetçisi olamazlar. Yine gündem de, inanmak istemiyoruz, inanmıyoruz da. Çözüm süreci gibi söylemler fısıldanmaktadır. HDP kapatılmalı, Yüce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden tard edilmelidir. İşte çözüm budur. Türk milletinin içerisinde bulunan bütün unsurların tek bayrak altında ki bütün koşullarda eşit, ayrılamayacak bir bütün olarak hareket etmesidir.

 Nevada çölünde Amerika’nın 1000 yılın meydan okuması sloganıyla Türkiye’ye karşı yapmış olduğu savaş tatbikatını sormaktadırlar.

Amerika ve pislik Batı şunu bilmelidir. Bildiklerinden de eminiz. Sözümüz bilmeyenlere. Daha önce de gelmişlerdi. Bu pisliklerin dedelerini toprağa gömdük. Anadolu topraklarını bunların mezarlıklarına çevirdik. Bu yüzden topraklarımız verimsiz oldu. Çoğu yerde mahsul yetişmemekte, bereketi kaçtı. Bu sefer gelirlerse Türk bilim adamlarının yüzyılın değil, 10.000 yılın buluşu olan insan gübresini insanlığın hizmetine sunacağız. Ama biliyoruz ki gelemezler. Daha değil. Uzun yıllar var çok uzun. Biz görmesek de torunlarımız onları karşılayacaktır. Bu arada Batı, Emperyalizm, Amerika, İsrail, Çin, Rusya ve diğerleri şunu bilsinler ki bu yüzyılda birçoğunuzun ismi yeryüzünden silinecek. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır. 



Saygılarımla.

Oktan Keleş

oktankeles@gmail.com  

onaltiyildiz@gmail.com 

Twitter:@oktankeles

    13.05.2019                     


http://www.onaltiyildiz.com/?haber,7352/derin-analiz-s-400-f-35-meselesi


Bu yazı 1,866 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 23 Mayıs 2019 Derin Analiz S-400, F-35 Meselesi
    • 31 Mart 2019 TERÖRİST BATI MEDENİYETİ VE ATEİZM
    • 4 Ocak 2019 Yapay Casus Zekalı Kulak Hırsızı
    • 30 Aralık 2018 Büyük Marketler Hastalık saçıyor
    • 27 Kasım 2018 Ata'ya Şikayet
    • 17 Kasım 2018 Bir Soru Bir Cevap
    • 26 Ekim 2018 Cemal Kaşıkçı Mesajı
    • 4 Eylül 2018 Gündem Değerlendirmesi
    • 27 Haziran 2018 Seçim Özel
    • 21 Haziran 2018 Çökerken
    • 7 Haziran 2018 Siyonizmin Trolleri, Üst Akılcılar
    • 24 Mayıs 2018 İşte Bu
    • 15 Mayıs 2018 Makariosun Çocuğu Mustafa Akıncı
    • 11 Nisan 2018 Kahrolsun Suudi Arabistancılık
    • 31 Mart 2018 İt Barzani ve Barzaniciler
    • 27 Şubat 2018 Sorun; Amerikancı İslamcılar ve Kemalistler
    • 30 Ocak 2018 Türk Ordusu Afrin'de
    • 6 Ocak 2018 Nankör Araplar, Aptal Arapçılar
    • 28 Aralık 2017 Tengrinin Türkünde Evrim Teorisi
    • 6 Aralık 2017 NATO, Toto Oynamıyor!

    Yazarlar

    En Çok Okunan Haberler


    ON ALTI YILDIZ'da Ara Internet'te Ara  

    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1,184,082 µs